Sivas'ın Manevi Muhafızı: Uçurumun Kıyısındaki Abdülvahhab Gazi
Sivas'ın Manevi Muhafızı: Uçurumun Kıyısındaki Abdülvahhab Gazi
Sivas'ın simgelerinden Abdülvahhab Gazi'nin uçurum kenarındaki türbesi, kumlar altından çıkarılan naaşının asırlık destanıyla dikkat çekiyor.
Haber Giriş Tarihi: 16.03.2026 18:31
Haber Güncellenme Tarihi: 16.03.2026 18:31
Muhabir:
Yasin Köz
Anadolu'nun inanç turizmi ve kültürel hafızası açısından en zengin coğrafyalarından biri olan Sivas, halk arasında "Evliyalar Şehri" olarak anılmasının hakkını veren derin tarihi sırları barındırıyor. Kentin siluetine hakim, adeta şehri yüksekten izleyen bir kayalığın ucunda yer alan Yukarı Tekke mevkisi, bu manevi mirasın en çarpıcı örneklerinden birine ev sahipliği yapıyor. Tarih araştırmacısı ve yazar İbrahim Denizli'nin yıllara dayanan incelemeleri, Akkaya denilen bu sarp kayalığın üzerinde metfun bulunan Abdülvahhab Gazi Hazretleri'nin sadece dini bir figür değil, aynı zamanda Anadolu'nun Türkleşme ve İslamlaşma sürecindeki o destansı mücadelelerin kilit isimlerinden biri olduğunu ortaya koyuyor. Uçurumun kıyısındaki bu sessiz türbe, yüzyıllardır Sivas halkının en önemli manevi sığınaklarından biri olma özelliğini koruyor.
BATTAL GAZİ'NİN SİLAH ARKADAŞI VE KUMDAKİ SIR
Tarihsel kaynaklar ve nesilden nesile aktarılan sözlü kültüre, özellikle de Evliya Çelebi'nin Seyahatname'sine göre, Abdülvahhab Gazi sıradan bir dervişten öte, kılıç kuşanan ve at binen bir "Alperen" olarak tanımlanıyor. Emeviler döneminde Anadolu'nun fethi için düzenlenen seferlere katılan bu cengaver ruhlu zat, tarihler 731 yılını gösterdiğinde Bizans ordularına karşı verilen zorlu bir cihat sırasında şehitlik mertebesine ulaşıyor.
Araştırmacı Denizli'nin aktardığı tarihi veriler ve efsaneler, bu kutlu ismin vefatından sonra yaşanan o gizemli süreci şu detaylarla gün yüzüne çıkarıyor:
Bizans güçleriyle Soğuk Çermik yakınlarında yaşanan şiddetli çatışmalarda, Abdülvahhab Gazi ve silah arkadaşı Ahmet Turan Gazi birlikte şehit düşüyor.
Ahmet Turan Gazi o bölgedeki bir tepeye defnedilirken, Abdülvahhab Gazi'nin cansız bedeni Mısmılırmak'ın sularına kapılarak Sivas merkezine kadar sürükleniyor.
Uzun yıllar nehir yatağındaki kumların altında gizli kalan naaş, yöredeki maneviyatı güçlü bir zatın rüyasına giren, "Beni bu kumların içinden çıkarıp Akkaya Tepesi'ne defnedin" şeklindeki ilahi bir vasiyetle bulunuyor.
Bu rüyanın ardından seferber olan Sivas halkı, naaşı kumlardan çıkararak bugünkü uçurum kenarına defnediyor ve üzerine bir türbe ile cami inşa ediyor.
BİR OSMANLI ŞEHZADESİYLE AYNI TÜRBEDE
Bugün bir ilim ve irfan merkezi olarak kentin kalbinde yer alan, 1970'li yıllarda ise geçirdiği restorasyonla bugünkü modern cami formuna kavuşan bu yapı, sadece Abdülvahhab Gazi'nin hatırasına ev sahipliği yapmıyor. Denizli'nin dikkat çektiği bir diğer tarihi detay, türbeyi ziyaret edenleri Osmanlı İmparatorluğu'nun o en acı sayfalarından biriyle yüzleştiriyor. Caminin içinden geçilerek ulaşılan kabir bölümünde, Abdülvahhab Gazi'nin sandukasının hemen sağ tarafında camekanlı bir alan yer alıyor. Bu alanda, Kanuni Sultan Süleyman'ın taht kavgaları sonucunda boğdurulan talihsiz oğlu Şehzade Bayezid ile onun üç küçük oğlu Osman, Orhan ve Abdullah'ın kabirleri bulunuyor. 731 yılında Anadolu'yu savunan bir Alperen ile 1561 yılında hanedan siyasetine kurban giden bir Osmanlı şehzadesini aynı çatı altında buluşturan bu türbe, Sivas'ın ne denli derin ve çok katmanlı bir tarihi hafızaya sahip olduğunun en somut ve hüzünlü kanıtı olarak ziyaretçilerini ağırlamaya devam ediyor.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Sivas'ın Manevi Muhafızı: Uçurumun Kıyısındaki Abdülvahhab Gazi
Sivas'ın simgelerinden Abdülvahhab Gazi'nin uçurum kenarındaki türbesi, kumlar altından çıkarılan naaşının asırlık destanıyla dikkat çekiyor.
Anadolu'nun inanç turizmi ve kültürel hafızası açısından en zengin coğrafyalarından biri olan Sivas, halk arasında "Evliyalar Şehri" olarak anılmasının hakkını veren derin tarihi sırları barındırıyor. Kentin siluetine hakim, adeta şehri yüksekten izleyen bir kayalığın ucunda yer alan Yukarı Tekke mevkisi, bu manevi mirasın en çarpıcı örneklerinden birine ev sahipliği yapıyor. Tarih araştırmacısı ve yazar İbrahim Denizli'nin yıllara dayanan incelemeleri, Akkaya denilen bu sarp kayalığın üzerinde metfun bulunan Abdülvahhab Gazi Hazretleri'nin sadece dini bir figür değil, aynı zamanda Anadolu'nun Türkleşme ve İslamlaşma sürecindeki o destansı mücadelelerin kilit isimlerinden biri olduğunu ortaya koyuyor. Uçurumun kıyısındaki bu sessiz türbe, yüzyıllardır Sivas halkının en önemli manevi sığınaklarından biri olma özelliğini koruyor.
BATTAL GAZİ'NİN SİLAH ARKADAŞI VE KUMDAKİ SIR
Tarihsel kaynaklar ve nesilden nesile aktarılan sözlü kültüre, özellikle de Evliya Çelebi'nin Seyahatname'sine göre, Abdülvahhab Gazi sıradan bir dervişten öte, kılıç kuşanan ve at binen bir "Alperen" olarak tanımlanıyor. Emeviler döneminde Anadolu'nun fethi için düzenlenen seferlere katılan bu cengaver ruhlu zat, tarihler 731 yılını gösterdiğinde Bizans ordularına karşı verilen zorlu bir cihat sırasında şehitlik mertebesine ulaşıyor.
Araştırmacı Denizli'nin aktardığı tarihi veriler ve efsaneler, bu kutlu ismin vefatından sonra yaşanan o gizemli süreci şu detaylarla gün yüzüne çıkarıyor:
Bizans güçleriyle Soğuk Çermik yakınlarında yaşanan şiddetli çatışmalarda, Abdülvahhab Gazi ve silah arkadaşı Ahmet Turan Gazi birlikte şehit düşüyor.
Ahmet Turan Gazi o bölgedeki bir tepeye defnedilirken, Abdülvahhab Gazi'nin cansız bedeni Mısmılırmak'ın sularına kapılarak Sivas merkezine kadar sürükleniyor.
Uzun yıllar nehir yatağındaki kumların altında gizli kalan naaş, yöredeki maneviyatı güçlü bir zatın rüyasına giren, "Beni bu kumların içinden çıkarıp Akkaya Tepesi'ne defnedin" şeklindeki ilahi bir vasiyetle bulunuyor.
Bu rüyanın ardından seferber olan Sivas halkı, naaşı kumlardan çıkararak bugünkü uçurum kenarına defnediyor ve üzerine bir türbe ile cami inşa ediyor.
BİR OSMANLI ŞEHZADESİYLE AYNI TÜRBEDE
Bugün bir ilim ve irfan merkezi olarak kentin kalbinde yer alan, 1970'li yıllarda ise geçirdiği restorasyonla bugünkü modern cami formuna kavuşan bu yapı, sadece Abdülvahhab Gazi'nin hatırasına ev sahipliği yapmıyor. Denizli'nin dikkat çektiği bir diğer tarihi detay, türbeyi ziyaret edenleri Osmanlı İmparatorluğu'nun o en acı sayfalarından biriyle yüzleştiriyor. Caminin içinden geçilerek ulaşılan kabir bölümünde, Abdülvahhab Gazi'nin sandukasının hemen sağ tarafında camekanlı bir alan yer alıyor. Bu alanda, Kanuni Sultan Süleyman'ın taht kavgaları sonucunda boğdurulan talihsiz oğlu Şehzade Bayezid ile onun üç küçük oğlu Osman, Orhan ve Abdullah'ın kabirleri bulunuyor. 731 yılında Anadolu'yu savunan bir Alperen ile 1561 yılında hanedan siyasetine kurban giden bir Osmanlı şehzadesini aynı çatı altında buluşturan bu türbe, Sivas'ın ne denli derin ve çok katmanlı bir tarihi hafızaya sahip olduğunun en somut ve hüzünlü kanıtı olarak ziyaretçilerini ağırlamaya devam ediyor.
Kaynak: İHA
İstanbul’da İlber Ortaylı Son Yolculuğuna Uğurlandı
Acı Kayıp Umut Oldu: Kastamonu'dan Hastalara Hayat Uçuşu
Yüksek Kiradan Kaçtı: 400 Tavukla Köyünde Üretime Başladı
130 Kiloluk Hastadan 20 Santimlik Dev Kitle Kapalı Yöntemle Alındı
Sivas'ın Manevi Muhafızı: Uçurumun Kıyısındaki Abdülvahhab Gazi
Siber Operasyon: Dezenformasyon Yayan 21 Hesaba Daha Erişim Engeli
ÇOK OKUNAN