İzmir’de yer altı suları alarm veriyor: Gelecek risk altında
İzmir’de yer altı suları alarm veriyor: Gelecek risk altında
İzmir’de barajlardaki su seviyelerinin kritik düzeye inmesiyle yer altı sularına yönelim arttı. Uzmanlar, yanlış yönetim halinde kentin susuz kalabileceği uyarısında bulunuyor.
Haber Giriş Tarihi: 13.01.2026 12:00
Haber Güncellenme Tarihi: 13.01.2026 12:00
Muhabir:
Saliha Kara
İzmir’de kuraklık ve yağış azlığı, içme ve kullanma suyu kaynaklarını ciddi biçimde tehdit ediyor. Barajlardaki doluluk oranlarının tükenme noktasına gelmesiyle birlikte kentin su ihtiyacının büyük bölümü yer altı su kaynaklarından karşılanmaya başlandı. Ancak uzmanlara göre bu durum, kısa vadeli bir çözüm olmanın ötesinde, uzun vadede geri dönüşü zor bir su krizini beraberinde getiriyor.
Ege Üniversitesi (EÜ) Ziraat Fakültesi Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Hüsnü Kayıkçıoğlu, İzmir’de içme, kullanma ve sulamada kullanılan suyun yaklaşık yüzde 70’inin yer altı su kaynaklarından sağlandığını belirtti. Kent genelinde resmi kayıtlara göre 94 bin, gayriresmî rakamlara göre ise bunun dört katından fazla yer altı su kuyusu bulunduğunu aktaran Kayıkçıoğlu, bu yoğun kullanımın İzmir’in geleceği açısından ciddi bir risk oluşturduğunu söyledi.
Yer altı suları beslenemiyor
Yağış rejimindeki düzensizliğin ve kentteki yoğun betonlaşmanın, yer altı su kaynaklarının kendini yenileyememesine yol açtığını vurgulayan Prof. Dr. Kayıkçıoğlu, “Kentin yaklaşık yüzde 70’i betonla kaplı. Yağışlarla yeryüzüne ulaşan suyun yer altına sızabileceği alanlar giderek azalıyor. Yağmur sularının yüzde 86’sı yüzey akışına geçiyor. Bu durum, yer altı su kaynaklarının beslenememesi riskini doğuruyor” dedi.
Kayıkçıoğlu, İzmir’de 15–20 yıl önce 50 metre derinlikte ulaşılan yer altı suyuna bugün 400–450 metrelerden erişildiğini belirterek, bu tablonun sürdürülebilir olmadığını ifade etti.
Kirlilik ve tuzlanma tehlikesi
Yer altı su kaynaklarının yalnızca miktar değil, kalite açısından da tehdit altında olduğunu dile getiren Prof. Dr. Kayıkçıoğlu, Gediz Nehri’nin kentin kuzeyindeki, Küçük Menderes Nehri’nin ise güneydeki yer altı sularını kirlettiğini söyledi. Doğu ve batı bölgelerinde de benzer sorunların yaşandığını belirten Kayıkçıoğlu, kıyı bölgelerde deniz suyunun yer altı sularına karışmasının sulamada tuzlanmaya yol açtığını, bunun da tarımsal üretimi olumsuz etkilediğini kaydetti.
Yağmur suyu hasadı zorunlu olmalı
Çözüm önerilerine de değinen Prof. Dr. Kayıkçıoğlu, bireysel su tasarrufunun önemine dikkat çekerek sanayi, tarım ve kent planlamasında köklü değişiklikler yapılması gerektiğini söyledi. Tarımda hâlen yüzde 65 oranında vahşi sulama yapıldığını belirten Kayıkçıoğlu, basınçlı sulama sistemlerine geçilmesinin zorunlu olduğunu ifade etti.
Yağmur suyu hasadının artık bir tercih değil, zorunluluk haline gelmesi gerektiğini vurgulayan Kayıkçıoğlu, “Çatı ve tarımsal alanlarda yağmur suyu hasadıyla hem sulamada kullanılabilecek temiz su elde edilebilir hem de yer altı su kaynakları beslenebilir” dedi.
“Suyu bu şekilde kullanmaya devam edersek başka bir B planımız yok” diyen Prof. Dr. Kayıkçıoğlu, suyun doğru yönetilmemesi halinde İzmir’in gelecekte ciddi bir susuzluk riskiyle karşı karşıya kalacağını sözlerine ekledi.
Editör Notu
İzmir’de su meselesi artık geleceğe dair bir öngörü değil, bugünün en yakıcı gerçeği. Prof. Dr. Hüseyin Hüsnü Kayıkçıoğlu’nun değerlendirmeleri, yıllardır konuşulan kuraklık riskinin ne kadar somut ve geri dönüşü zor bir noktaya geldiğini açıkça ortaya koyuyor. Barajların boşalmasıyla birlikte yer altı sularına yönelmemiz, kısa vadede bir çözüm gibi görünse de aslında uzun vadede çok daha büyük bir krizin kapısını aralıyor.
Bu haberi hazırlarken en çarpıcı bulduğum nokta, İzmir’in suyunun yüzde 70’inin yer altı kaynaklarından karşılanıyor olması ve bu kaynakların hem aşırı kullanım hem de kirlilik nedeniyle hızla tükenmesi. 15–20 yıl önce 50 metrede ulaşılan suyun bugün 400–450 metrelerden çekiliyor olması, doğanın bize verdiği en net uyarılardan biri. Üstelik bu sadece bir miktar sorunu değil; Gediz ve Küçük Menderes havzalarındaki kirlilik, kıyı bölgelerde deniz suyunun yer altı sularına karışması gibi etkenler, suyun niteliğini de ciddi biçimde tehdit ediyor.
Kentleşmenin getirdiği betonlaşma, yağmurun toprağa ulaşmasını engelliyor. Yağan suyun büyük bölümünün yüzey akışına geçip denize ulaşması, yer altı sularının kendini yenileyememesine yol açıyor. Bu noktada haberin altını çizdiği yağmur suyu hasadı, yalnızca çevreci bir öneri değil; artık zorunlu bir kamusal politika ihtiyacı olarak karşımıza çıkıyor.
Prof. Dr. Kayıkçıoğlu’nun “B planımız yok” uyarısı, aslında haberin özeti niteliğinde. Deniz suyu arıtımı gibi yüksek maliyetli çözümler, milyonluk bir metropol için henüz gerçekçi değil. Bu nedenle suyu tasarruflu kullanmak, kirletmemek, tarımda vahşi sulamadan vazgeçmek ve toprağı korumak; tercih değil, mecburiyet haline gelmiş durumda.
Bu haberin, İzmir özelinde olsa da tüm Türkiye için bir alarm niteliği taşıdığına inanıyorum. Su yönetimi ertelenecek bir konu değil; yanlış yönetildiğinde bedelini gelecek nesillerin ödeyeceği hayati bir mesele.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
İzmir’de yer altı suları alarm veriyor: Gelecek risk altında
İzmir’de barajlardaki su seviyelerinin kritik düzeye inmesiyle yer altı sularına yönelim arttı. Uzmanlar, yanlış yönetim halinde kentin susuz kalabileceği uyarısında bulunuyor.
İzmir’de kuraklık ve yağış azlığı, içme ve kullanma suyu kaynaklarını ciddi biçimde tehdit ediyor. Barajlardaki doluluk oranlarının tükenme noktasına gelmesiyle birlikte kentin su ihtiyacının büyük bölümü yer altı su kaynaklarından karşılanmaya başlandı. Ancak uzmanlara göre bu durum, kısa vadeli bir çözüm olmanın ötesinde, uzun vadede geri dönüşü zor bir su krizini beraberinde getiriyor.
Ege Üniversitesi (EÜ) Ziraat Fakültesi Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Hüsnü Kayıkçıoğlu, İzmir’de içme, kullanma ve sulamada kullanılan suyun yaklaşık yüzde 70’inin yer altı su kaynaklarından sağlandığını belirtti. Kent genelinde resmi kayıtlara göre 94 bin, gayriresmî rakamlara göre ise bunun dört katından fazla yer altı su kuyusu bulunduğunu aktaran Kayıkçıoğlu, bu yoğun kullanımın İzmir’in geleceği açısından ciddi bir risk oluşturduğunu söyledi.
Yer altı suları beslenemiyor
Yağış rejimindeki düzensizliğin ve kentteki yoğun betonlaşmanın, yer altı su kaynaklarının kendini yenileyememesine yol açtığını vurgulayan Prof. Dr. Kayıkçıoğlu, “Kentin yaklaşık yüzde 70’i betonla kaplı. Yağışlarla yeryüzüne ulaşan suyun yer altına sızabileceği alanlar giderek azalıyor. Yağmur sularının yüzde 86’sı yüzey akışına geçiyor. Bu durum, yer altı su kaynaklarının beslenememesi riskini doğuruyor” dedi.
Kayıkçıoğlu, İzmir’de 15–20 yıl önce 50 metre derinlikte ulaşılan yer altı suyuna bugün 400–450 metrelerden erişildiğini belirterek, bu tablonun sürdürülebilir olmadığını ifade etti.
Kirlilik ve tuzlanma tehlikesi
Yer altı su kaynaklarının yalnızca miktar değil, kalite açısından da tehdit altında olduğunu dile getiren Prof. Dr. Kayıkçıoğlu, Gediz Nehri’nin kentin kuzeyindeki, Küçük Menderes Nehri’nin ise güneydeki yer altı sularını kirlettiğini söyledi. Doğu ve batı bölgelerinde de benzer sorunların yaşandığını belirten Kayıkçıoğlu, kıyı bölgelerde deniz suyunun yer altı sularına karışmasının sulamada tuzlanmaya yol açtığını, bunun da tarımsal üretimi olumsuz etkilediğini kaydetti.
Yağmur suyu hasadı zorunlu olmalı
Çözüm önerilerine de değinen Prof. Dr. Kayıkçıoğlu, bireysel su tasarrufunun önemine dikkat çekerek sanayi, tarım ve kent planlamasında köklü değişiklikler yapılması gerektiğini söyledi. Tarımda hâlen yüzde 65 oranında vahşi sulama yapıldığını belirten Kayıkçıoğlu, basınçlı sulama sistemlerine geçilmesinin zorunlu olduğunu ifade etti.
Yağmur suyu hasadının artık bir tercih değil, zorunluluk haline gelmesi gerektiğini vurgulayan Kayıkçıoğlu, “Çatı ve tarımsal alanlarda yağmur suyu hasadıyla hem sulamada kullanılabilecek temiz su elde edilebilir hem de yer altı su kaynakları beslenebilir” dedi.
“Suyu bu şekilde kullanmaya devam edersek başka bir B planımız yok” diyen Prof. Dr. Kayıkçıoğlu, suyun doğru yönetilmemesi halinde İzmir’in gelecekte ciddi bir susuzluk riskiyle karşı karşıya kalacağını sözlerine ekledi.
Editör Notu
İzmir’de su meselesi artık geleceğe dair bir öngörü değil, bugünün en yakıcı gerçeği. Prof. Dr. Hüseyin Hüsnü Kayıkçıoğlu’nun değerlendirmeleri, yıllardır konuşulan kuraklık riskinin ne kadar somut ve geri dönüşü zor bir noktaya geldiğini açıkça ortaya koyuyor. Barajların boşalmasıyla birlikte yer altı sularına yönelmemiz, kısa vadede bir çözüm gibi görünse de aslında uzun vadede çok daha büyük bir krizin kapısını aralıyor.
Bu haberi hazırlarken en çarpıcı bulduğum nokta, İzmir’in suyunun yüzde 70’inin yer altı kaynaklarından karşılanıyor olması ve bu kaynakların hem aşırı kullanım hem de kirlilik nedeniyle hızla tükenmesi. 15–20 yıl önce 50 metrede ulaşılan suyun bugün 400–450 metrelerden çekiliyor olması, doğanın bize verdiği en net uyarılardan biri. Üstelik bu sadece bir miktar sorunu değil; Gediz ve Küçük Menderes havzalarındaki kirlilik, kıyı bölgelerde deniz suyunun yer altı sularına karışması gibi etkenler, suyun niteliğini de ciddi biçimde tehdit ediyor.
Kentleşmenin getirdiği betonlaşma, yağmurun toprağa ulaşmasını engelliyor. Yağan suyun büyük bölümünün yüzey akışına geçip denize ulaşması, yer altı sularının kendini yenileyememesine yol açıyor. Bu noktada haberin altını çizdiği yağmur suyu hasadı, yalnızca çevreci bir öneri değil; artık zorunlu bir kamusal politika ihtiyacı olarak karşımıza çıkıyor.
Prof. Dr. Kayıkçıoğlu’nun “B planımız yok” uyarısı, aslında haberin özeti niteliğinde. Deniz suyu arıtımı gibi yüksek maliyetli çözümler, milyonluk bir metropol için henüz gerçekçi değil. Bu nedenle suyu tasarruflu kullanmak, kirletmemek, tarımda vahşi sulamadan vazgeçmek ve toprağı korumak; tercih değil, mecburiyet haline gelmiş durumda.
Bu haberin, İzmir özelinde olsa da tüm Türkiye için bir alarm niteliği taşıdığına inanıyorum. Su yönetimi ertelenecek bir konu değil; yanlış yönetildiğinde bedelini gelecek nesillerin ödeyeceği hayati bir mesele.
Haber Önerisi: Açlıktan Köye İndiler! Bolu'da Yarım Metre Karda Yürek Isıtan Görüntüler
Kaynak: DHA