Bronz Çağı'ndan Günümüze Oltu Taşı ve İşlenme Serüveni
Bronz Çağı'ndan Günümüze Oltu Taşı ve İşlenme Serüveni
Erzurum Oltu'da binbir emekle yer altından çıkarılan ve tarihi Bronz Çağı'na uzanan Oltu taşı, ustaların elinde eşsiz eserlere dönüşüyor.
Haber Giriş Tarihi: 24.03.2026 10:00
Haber Güncellenme Tarihi: 24.03.2026 10:00
Muhabir:
Yasin Köz
Erzurum Oltu'da binbir emekle yer altından çıkarılan ve tarihi Bronz Çağı'na uzanan Oltu taşı, ustaların elinde eşsiz eserlere dönüşüyor.
YER ALTINDAN ÇIKARILAN ZORLU EMEK VE ÖZEN
Erzurum'un Oltu ilçesinde yöre halkı tarafından binbir güçlükle yer altından çıkarılan Oltu taşının, muhafaza edilmesi ve şekillendirilmesi süreçlerinin büyük bir özen gerektirdiği belirtiliyor. Ustaların adeta bir heykeltıraş titizliğiyle çalışarak çifte su verilmiş özel bıçaklarla yonttuğu ve zımparaladığı taşların; tebeşir tozu ve zeytinyağı ile cilalanarak kolye, küpe, yüzük ve sigaralık gibi zarif süs eşyalarına dönüştürüldüğü ifade ediliyor. Özellikle erkeklerin vazgeçilmez aksesuarı olan tespihlerin bu ustalıklı sürecin en ihtişamlı ürünleri olduğu aktarılıyor.
TARİHİ BRONZ ÇAĞI'NA VE KRALİÇE VİKTORYA'YA UZANIYOR
Fosilleşmiş reçine veya ağaç gövdelerinden oluşan yumuşak bir linyit türü olan bu değerli taşın geçmişinin Bronz Çağı'na dek uzandığı kaydediliyor. Siyah rengin hakim olduğu, nadiren gri ve yeşilimsi tonların da görülebildiği madenin; geçmişte Romalıların mücevherlerinde ve kutsal emanet sandıklarında kullanıldığı, 17. yüzyılda ise hekimler tarafından ilaç niyetine tüketildiği yazılı kaynaklara dayandırılarak aktarılıyor. Oltu taşının en ihtişamlı dönemini ise Prens Albert'in yasını tutan İngiltere Kraliçesi Viktorya'nın bu taştan mücevherler takarak başlattığı moda akımıyla (1837-1901) yaşadığı hatırlatılıyor.
HAVA İLE TEMAS ETTİĞİNDE ANINDA SERTLEŞİYOR
Topraktan ilk çıktığında son derece yumuşak olan bu cevherin, havayla temas ettiği an sertleşme özelliğine sahip olduğu bildiriliyor. Bu kimyasal reaksiyon sebebiyle taşların galeriden çıkarılıp cilalanana kadar mutlaka nemli ortamlarda saklanması gerektiği vurgulanıyor. Atölyelere ulaştırılan madenin el çarkında işlenmesinin derin bir sabır ve sevgi gerektirdiği, işlenmeyi bekleyen kısımların su içinde korunduğu, arta kalanların ise yeniden toprağa gömülerek muhafaza edildiği detayları paylaşılıyor.
KULLANDIKÇA PARLAYAN KÜLTÜREL MİRAS: TESPİHLER
Oltu taşından üretilen ve ünü Türkiye sınırlarını aşan en popüler ürünün tespihler olduğu vurgulanıyor. 33'lük olanlarına 'tek sayı', 99'luk olanlarına ise 'uç sayı' adı verilen tespihlerin, elde çekildikçe daha çok parlayıp güzelleştiği; gümüş işlemelerine göre kuka, kızılcık, mercimek ve kesme gibi çeşitli isimler aldığı belirtiliyor. Sürtünme yoluyla elektriklenerek hafif cisimleri çekme özelliğine sahip olan bu eşsiz cevherin, yanma esnasında aniden soğutulması halinde camlaşıp kalıp haline geldiği de aktarılan teknik bilgiler arasında yer alıyor.
EDİTÖRÜN NOTU: Yerin metrelerce altından iğneyle kuyu kazar gibi çıkarılan Oltu taşı, aslında sadece basit bir maden değil; Erzurum insanının sabrının, emeğinin ve sanatının taşa yansımış en zarif halidir. İngiltere Kraliçesi Viktorya'nın yas mücevherlerinden Anadolu insanının elinden düşürmediği o parlak tespihlere kadar uzanan bu tarihi yolculuk, toprağın bize sunduğu nimetlerin usta ellerde nasıl birer başyapıta dönüştüğünü kanıtlıyor. Havayı görünce sertleşen ama elde çekildikçe parlayan bu "siyah inci", dünden bugüne kültürel mirasımızın en kıymetli taşıyıcılarından biri olmaya devam ediyor.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Bronz Çağı'ndan Günümüze Oltu Taşı ve İşlenme Serüveni
Erzurum Oltu'da binbir emekle yer altından çıkarılan ve tarihi Bronz Çağı'na uzanan Oltu taşı, ustaların elinde eşsiz eserlere dönüşüyor.
Erzurum Oltu'da binbir emekle yer altından çıkarılan ve tarihi Bronz Çağı'na uzanan Oltu taşı, ustaların elinde eşsiz eserlere dönüşüyor.
YER ALTINDAN ÇIKARILAN ZORLU EMEK VE ÖZEN
Erzurum'un Oltu ilçesinde yöre halkı tarafından binbir güçlükle yer altından çıkarılan Oltu taşının, muhafaza edilmesi ve şekillendirilmesi süreçlerinin büyük bir özen gerektirdiği belirtiliyor. Ustaların adeta bir heykeltıraş titizliğiyle çalışarak çifte su verilmiş özel bıçaklarla yonttuğu ve zımparaladığı taşların; tebeşir tozu ve zeytinyağı ile cilalanarak kolye, küpe, yüzük ve sigaralık gibi zarif süs eşyalarına dönüştürüldüğü ifade ediliyor. Özellikle erkeklerin vazgeçilmez aksesuarı olan tespihlerin bu ustalıklı sürecin en ihtişamlı ürünleri olduğu aktarılıyor.
TARİHİ BRONZ ÇAĞI'NA VE KRALİÇE VİKTORYA'YA UZANIYOR
Fosilleşmiş reçine veya ağaç gövdelerinden oluşan yumuşak bir linyit türü olan bu değerli taşın geçmişinin Bronz Çağı'na dek uzandığı kaydediliyor. Siyah rengin hakim olduğu, nadiren gri ve yeşilimsi tonların da görülebildiği madenin; geçmişte Romalıların mücevherlerinde ve kutsal emanet sandıklarında kullanıldığı, 17. yüzyılda ise hekimler tarafından ilaç niyetine tüketildiği yazılı kaynaklara dayandırılarak aktarılıyor. Oltu taşının en ihtişamlı dönemini ise Prens Albert'in yasını tutan İngiltere Kraliçesi Viktorya'nın bu taştan mücevherler takarak başlattığı moda akımıyla (1837-1901) yaşadığı hatırlatılıyor.
HAVA İLE TEMAS ETTİĞİNDE ANINDA SERTLEŞİYOR
Topraktan ilk çıktığında son derece yumuşak olan bu cevherin, havayla temas ettiği an sertleşme özelliğine sahip olduğu bildiriliyor. Bu kimyasal reaksiyon sebebiyle taşların galeriden çıkarılıp cilalanana kadar mutlaka nemli ortamlarda saklanması gerektiği vurgulanıyor. Atölyelere ulaştırılan madenin el çarkında işlenmesinin derin bir sabır ve sevgi gerektirdiği, işlenmeyi bekleyen kısımların su içinde korunduğu, arta kalanların ise yeniden toprağa gömülerek muhafaza edildiği detayları paylaşılıyor.
KULLANDIKÇA PARLAYAN KÜLTÜREL MİRAS: TESPİHLER
Oltu taşından üretilen ve ünü Türkiye sınırlarını aşan en popüler ürünün tespihler olduğu vurgulanıyor. 33'lük olanlarına 'tek sayı', 99'luk olanlarına ise 'uç sayı' adı verilen tespihlerin, elde çekildikçe daha çok parlayıp güzelleştiği; gümüş işlemelerine göre kuka, kızılcık, mercimek ve kesme gibi çeşitli isimler aldığı belirtiliyor. Sürtünme yoluyla elektriklenerek hafif cisimleri çekme özelliğine sahip olan bu eşsiz cevherin, yanma esnasında aniden soğutulması halinde camlaşıp kalıp haline geldiği de aktarılan teknik bilgiler arasında yer alıyor.
Kaynak: İHA
Kayseri KOSGEB 2026 İstihdam Desteğini 3 Bin 500 Liraya Çıkardı
Uzmandan Tüberküloz Uyarısı: Erken Tanı Hayat Kurtarır
Üreticide 9 Liraya Düşen Lahana Pazarda 100 Lira Oldu
TFF'den Avrupa Kupaları İçin Yeni Sezon Kotası Açıklaması
Üç Üniversiteden Yapay Zeka Destekli Akıllı İmalat Modülü
Marmaris'te Emektar Kadın İşçilere Cilt Bakımı Hediyesi
ÇOK OKUNAN