Sosyal fobi, bireyin günlük yaşamdan iş hayatına kadar pek çok alanda geri çekilmesine neden olabilen yaygın bir kaygı bozukluğu olarak öne çıkıyor.
Haber Giriş Tarihi: 30.01.2026 01:47
Haber Güncellenme Tarihi: 30.01.2026 01:47
Muhabir:
Saliha Kara
Sosyal fobi ya da diğer adıyla sosyal anksiyete bozukluğu, bireyin toplumsal ortamlarda başkaları tarafından olumsuz değerlendirilme, küçük düşme veya utanç duyma korkusu yaşamasıyla ortaya çıkan yaygın bir kaygı bozukluğu olarak tanımlanıyor. Uzmanlar, bu rahatsızlığın kişinin yaşam kalitesini ciddi biçimde düşürdüğünü ve çoğu zaman fark edilmeden kronik bir seyir izlediğini belirtiyor.
Genellikle çocukluk ya da ergenlik döneminde başlayan sosyal fobi, hafif ve ağır formlarda görülebiliyor. Bazı bireylerde topluluk önünde konuşma ya da resmi bir ortamda bulunma gibi belirli durumlarla sınırlı kalırken, bazı kişilerde ise market alışverişi yapmak, birine soru sormak veya göz teması kurmak gibi günlük etkileşimlerde bile yoğun kaygıya neden olabiliyor. Uzmanlara göre, sosyal fobi kendi kendine geçen bir rahatsızlık değil ve tedavi edilmediğinde zamanla bireyin sosyal yaşamdan tamamen uzaklaşmasına yol açabiliyor.
Sosyal fobinin oluşumunda genetik yatkınlığın önemli rol oynadığı ifade ediliyor. Ailede sosyal fobi öyküsü bulunan bireylerde riskin arttığı belirtilirken, beynin korku tepkisini yöneten amigdala bölgesinin aşırı aktif olmasının da bu bozukluğu tetikleyebileceği vurgulanıyor. Ayrıca çocukluk döneminde yaşanan zorbalık, alay edilme, baskıcı ebeveyn tutumları ve travmatik deneyimlerin de sosyal fobi gelişimini hızlandırabildiği belirtiliyor.
Rahatsızlığa eşlik eden belirtiler hem duygusal hem de fizyolojik düzeyde kendini gösterebiliyor. Anksiyete, yoğun korku, yüzde kızarma, çarpıntı, aşırı terleme, nefes darlığı, mide bulantısı, titreme ve baş dönmesi gibi belirtiler sosyal ortamlarda belirginleşiyor. Uzmanlar, bu belirtilerin fark edilme korkusunun kaygıyı daha da artırarak kısır bir döngüye neden olduğunu ifade ediyor.
Sosyal fobi, bireyin eğitim, meslek ve özel yaşamını da doğrudan etkiliyor. İş görüşmeleri, sunumlar, arkadaşlıklar ve romantik ilişkiler bu rahatsızlığa sahip bireyler için ciddi birer stres kaynağı haline gelebiliyor. Uzmanlar, sosyal fobisi olan kişilerin korkularının mantıksız olduğunun farkında olmalarına rağmen, bu kaygıyı kontrol etmekte zorlandıklarını vurguluyor.
Tanı sürecinde ayrıntılı bir psikiyatrik değerlendirme yapılırken, Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği gibi testlerden yararlanılıyor. Tedavide ise en etkili yöntemin bilişsel-davranışçı psikoterapi olduğu belirtiliyor. Gerektiğinde ilaç tedavisi psikoterapiyle birlikte uygulanabiliyor ancak uzmanlar, tek başına ilaç kullanımının uzun vadede kalıcı çözüm sunmadığına dikkat çekiyor.
Editör Notu
Bu haberi hazırlarken sosyal fobinin çoğu zaman “utangaçlık” olarak küçümsendiğini bir kez daha fark ettim. Oysa bu rahatsızlık, kişinin potansiyelini ortaya koymasının önünde görünmez ama güçlü bir engel oluşturabiliyor. Erken tanı ve doğru terapiyle bu engelin aşılabildiğini bilmek, hem bireyler hem de aileler için umut verici bir gerçek.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Sosyal Fobi Görünmez Engeller mi Kuruyor?
Sosyal fobi, bireyin günlük yaşamdan iş hayatına kadar pek çok alanda geri çekilmesine neden olabilen yaygın bir kaygı bozukluğu olarak öne çıkıyor.
Sosyal fobi ya da diğer adıyla sosyal anksiyete bozukluğu, bireyin toplumsal ortamlarda başkaları tarafından olumsuz değerlendirilme, küçük düşme veya utanç duyma korkusu yaşamasıyla ortaya çıkan yaygın bir kaygı bozukluğu olarak tanımlanıyor. Uzmanlar, bu rahatsızlığın kişinin yaşam kalitesini ciddi biçimde düşürdüğünü ve çoğu zaman fark edilmeden kronik bir seyir izlediğini belirtiyor.
Genellikle çocukluk ya da ergenlik döneminde başlayan sosyal fobi, hafif ve ağır formlarda görülebiliyor. Bazı bireylerde topluluk önünde konuşma ya da resmi bir ortamda bulunma gibi belirli durumlarla sınırlı kalırken, bazı kişilerde ise market alışverişi yapmak, birine soru sormak veya göz teması kurmak gibi günlük etkileşimlerde bile yoğun kaygıya neden olabiliyor. Uzmanlara göre, sosyal fobi kendi kendine geçen bir rahatsızlık değil ve tedavi edilmediğinde zamanla bireyin sosyal yaşamdan tamamen uzaklaşmasına yol açabiliyor.
Sosyal fobinin oluşumunda genetik yatkınlığın önemli rol oynadığı ifade ediliyor. Ailede sosyal fobi öyküsü bulunan bireylerde riskin arttığı belirtilirken, beynin korku tepkisini yöneten amigdala bölgesinin aşırı aktif olmasının da bu bozukluğu tetikleyebileceği vurgulanıyor. Ayrıca çocukluk döneminde yaşanan zorbalık, alay edilme, baskıcı ebeveyn tutumları ve travmatik deneyimlerin de sosyal fobi gelişimini hızlandırabildiği belirtiliyor.
Rahatsızlığa eşlik eden belirtiler hem duygusal hem de fizyolojik düzeyde kendini gösterebiliyor. Anksiyete, yoğun korku, yüzde kızarma, çarpıntı, aşırı terleme, nefes darlığı, mide bulantısı, titreme ve baş dönmesi gibi belirtiler sosyal ortamlarda belirginleşiyor. Uzmanlar, bu belirtilerin fark edilme korkusunun kaygıyı daha da artırarak kısır bir döngüye neden olduğunu ifade ediyor.
Sosyal fobi, bireyin eğitim, meslek ve özel yaşamını da doğrudan etkiliyor. İş görüşmeleri, sunumlar, arkadaşlıklar ve romantik ilişkiler bu rahatsızlığa sahip bireyler için ciddi birer stres kaynağı haline gelebiliyor. Uzmanlar, sosyal fobisi olan kişilerin korkularının mantıksız olduğunun farkında olmalarına rağmen, bu kaygıyı kontrol etmekte zorlandıklarını vurguluyor.
Tanı sürecinde ayrıntılı bir psikiyatrik değerlendirme yapılırken, Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği gibi testlerden yararlanılıyor. Tedavide ise en etkili yöntemin bilişsel-davranışçı psikoterapi olduğu belirtiliyor. Gerektiğinde ilaç tedavisi psikoterapiyle birlikte uygulanabiliyor ancak uzmanlar, tek başına ilaç kullanımının uzun vadede kalıcı çözüm sunmadığına dikkat çekiyor.
Editör Notu
Bu haberi hazırlarken sosyal fobinin çoğu zaman “utangaçlık” olarak küçümsendiğini bir kez daha fark ettim. Oysa bu rahatsızlık, kişinin potansiyelini ortaya koymasının önünde görünmez ama güçlü bir engel oluşturabiliyor. Erken tanı ve doğru terapiyle bu engelin aşılabildiğini bilmek, hem bireyler hem de aileler için umut verici bir gerçek.
Haber Önerisi: 4 Kişiyle Başladılar Tarih Yazdılar: İşte Hayatın +1'i Olan O Takım!
Kaynak: Saliha Kara