Saray Sofrasından Mahyalara: Osmanlı "On Bir Ayın Sultanı"nı Nasıl Yaşardı?

Tarihçi Doç. Dr. Eralp Yaşar Azap, Osmanlı’da Ramazan’ın toplumsal hayatı nasıl dönüştürdüğünü anlattı.-

Haber Giriş Tarihi: 09.02.2026 18:30
Haber Güncellenme Tarihi: 09.02.2026 18:30
Muhabir: Yasin Köz
Saray Sofrasından Mahyalara: Osmanlı "On Bir Ayın Sultanı"nı Nasıl Yaşardı?

Osmanlı Devleti’nde Ramazan ayı, sıradan bir takvim yaprağı değil, hayatın akışını kökten değiştiren kutsal bir zaman dilimiydi. Tarihçi-Yazar Doç. Dr. Eralp Yaşar Azap, Osmanlı arşivlerinde yaptığı uzun soluklu araştırmalarla, bu özel ayın devlet, toplum ve birey üzerindeki etkilerini gün yüzüne çıkardı. Azap’a göre Ramazan, Osmanlı’da sadece aç kalınan bir süre değil; bireyin toplumla, toplumun devletle ve hepsinin kutsalla ilişkisini yeniden tanımladığı devasa bir "sosyal organizasyon"du.

Hilal Tartışması ve III. Selim’in Cevabı

Ramazan’ın başlangıcı, gökyüzünde hilalin görülmesiyle ilan edilirdi. Bu durum bazen tatlı tartışmalara da yol açardı. Doç. Dr. Azap, Sultan III. Selim döneminden gülümseten bir anekdot paylaştı: "Halk ve ulema, hilalin görünüp görünmediği konusunda anlaşamayınca konuyu Padişah’a taşır. Ancak III. Selim, 'Bu husus şer-i şerifin bileceği iştir, benim müdahale edeceğim şey değildir' diyerek topu kadıya ve alimlere atar." Hilal görüldüğünde atılan toplar, şehrin manevi iklimini bir anda değiştirir, minareler mahyalarla süslenirdi.

Gündüz Sükûnet, Gece Hayat

Ramazan boyunca Osmanlı şehirlerinde zaman algısı tersine dönerdi. Gündüzleri ticari hayat yavaşlar, şehir sükûnete bürünürken; iftar topunun patlamasıyla birlikte sokaklar canlanırdı. İftar sofraları, sadece karın doyurulan yerler değil; statü, cömertlik ve dayanışmanın sergilendiği sosyal sahnelerdi.

Saray mutfağı ise bu dönemde tam kapasite çalışırdı. Padişahın sofrası sanılanın aksine israftan uzak, dengeli ve ölçülüydü. Ancak Kadir Gecesi gibi özel zamanlarda ikramlar artardı. Doç. Dr. Azap, "III. Murad döneminde sarayda güllaç tüketiminin katbekat arttığı kayıtlara geçmiştir. Hatta İstanbul’da bazı fırınlar sadece güllaç yaprağı üretimine odaklanmıştır" diyerek Ramazan’ın ekonomiyi nasıl şekillendirdiğine dikkat çekti.

Zimem Defteri: Sağ Elin Verdiğini Sol El Görmesin

Osmanlı Ramazanı’nın en zarif geleneği ise şüphesiz "Zimem Defteri" uygulamasıydı. Varlıklı kişiler, bakkallara giderek rastgele bir veresiye defteri sayfasını açar ve borcu öderdi. Borcu ödeyen kimin borcunu ödediğini bilmez, borçlu ise kimin ödediğini öğrenemezdi. Bu, Osmanlı’nın gösterişten uzak, saf hayır anlayışının en somut örneğiydi.

Teravih ve Eğlence İç İçe

İftar sonrası camiler teravih namazı için dolup taşardı. Namazın ardından ise Karagöz-Hacivat oyunları, meddah hikayeleri ile sahura kadar süren eğlenceler başlardı. Doç. Dr. Azap, bu durumu "Dini hassasiyet ile sosyal neşenin bir arada var olabildiği nadir zamanlar" olarak tanımladı.

Editörün Notu: "Osmanlı'nın Ramazan'ı yaşayış biçiminde, günümüz insanının kaybettiği çok ince bir ruh var. 'Zimem Defteri' geleneğini düşünsenize; tanımadığınız birinin bakkal borcunu siliyorsunuz ve bunu bir teşekkür bile beklemeden yapıyorsunuz. Bugün 'askıda ekmek' ile yaşatmaya çalıştığımız bu ruh, o dönemde toplumsal bir refleksti. III. Selim'in hilal konusundaki tavrı ise devlet adamının ilme ve hukuka duyduğu saygının muazzam bir örneği. Padişah bile olsanız, uzmanlık gerektiren bir konuda 'Ben bilmem, alimler bilir' diyebilmek büyük erdem. Ramazan sadece aç kalmak değil, işte bu incelikleri hatırlamak demektir."

HABER ÖNERİSİ: Bursa’da Üretilen Yeni Renault Clio 6 Türkiye Yollarına Çıktı

Kaynak: İHA

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.