Salman Rushdie, Cervantes’in Don Kişot ruhunu günümüze taşıdığı romanı Kişot ile kimlik, göç ve hikâye anlatmanın gücünü çok katmanlı bir anlatıyla ele alıyor.
Haber Giriş Tarihi: 30.01.2026 23:30
Haber Güncellenme Tarihi: 30.01.2026 23:30
Muhabir:
Saliha Kara
Dünya edebiyatının en önemli çağdaş yazarları arasında yer alan Salman Rushdie, on altıncı romanı Kişot ile okurla yeniden buluştu. Ocak ayında Can Yayınları etiketiyle yayımlanan eser, Miguel de Cervantes’in Don Kişot’una modern bir saygı duruşu niteliği taşırken, günümüz dünyasının kimlik, göç, aidiyet ve aşk arayışlarını merkezine alan çarpıcı bir anlatı sunuyor.
Rushdie’nin Kişot adlı romanı, biçimsel cesareti ve anlatı katmanlarıyla dikkat çekiyor. Roman içinde roman, oyun içinde oyun yapısıyla kurgulanan eser; Hindistan’dan başlayarak Amerika Birleşik Devletleri’ni boydan boya geçen çağdaş bir yol hikâyesi olarak ilerliyor. Bu yolculuk, yalnızca fiziksel bir hareket değil, aynı zamanda bireyin kendini ve dünyayı anlamlandırma çabasının da bir metaforu olarak öne çıkıyor.
Büyülü Gerçekçilikle Örülmüş Bir Anlatı
Kişot, Rushdie’nin edebiyatında sıkça rastlanan büyülü gerçekçilik unsurlarını güçlü biçimde barındırıyor. Televizyonda izlediği bir sunucuya âşık olan Kişot karakteri, bir anda arabada beliriveren Sanço, kendi yaşamöyküsü ile yarattığı karakterin hikâyesini iç içe geçiren bir yazar figürü, konuşan bir tabanca ve masal anlatıcısı Hans Christian Andersen’in dile gelen heykeli, romanın gerçek ile hayal arasındaki sınırları sürekli olarak bulanıklaştıran yapısını oluşturuyor.
Rushdie, bu karakterler aracılığıyla hikâye anlatmanın dönüştürücü gücünü sorgularken, modern dünyanın karmaşası içinde bireyin anlam arayışını da görünür kılıyor. Roman, okuru yalnızca bir yolculuğa değil, anlatının kendisine dair bir düşünce serüvenine de davet ediyor.
Aşk, Aile ve Kimlik Arayışı
Salman Rushdie, Kişot’ta Cervantes’in klasik başyapıtına göndermeler yaparken, aşk ve aile kavramlarını günümüz koşulları içinde yeniden ele alıyor. Roman, göçmenlik deneyimi, kültürel parçalanma ve aidiyet duygusu üzerinden çağdaş toplumların temel meselelerine temas ediyor.
Rushdie’nin dili, ironik ve oyunbaz olduğu kadar, derinlikli ve sorgulayıcı bir anlatım sunuyor. Bu yönüyle Kişot, yalnızca bir edebi yeniden yazım değil; modern çağın ruhuna tutulmuş bir ayna niteliği taşıyor.
Anlatının Kendisine Yazılmış Bir Methiye
Eleştirmenler tarafından, hikâye anlatma geleneğine yazılmış parlak bir methiye olarak değerlendirilen Kişot, Rushdie’nin edebi birikimini ve anlatı ustalığını bir araya getiriyor. Roman, klasik ile çağdaşı buluşturan yapısıyla hem Rushdie okurları hem de dünya edebiyatına ilgi duyanlar için dikkat çekici bir eser olarak öne çıkıyor.
Editör Notu
Kişot, Salman Rushdie’nin yalnızca Cervantes’e değil, hikâye anlatma geleneğinin kendisine duyduğu saygının güçlü bir ifadesi. Roman, günümüz dünyasının parçalı kimliklerini ve göç deneyimini masalsı bir dille ele alırken, edebiyatın hâlâ dünyayı anlamlandırmanın en güçlü yollarından biri olduğunu hatırlatıyor. Rushdie, bu eserinde okuru eğlendirirken düşünmeye de zorluyor.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Salman Rushdie’den Zamansız Bir Yolculuk: Kişot
Salman Rushdie, Cervantes’in Don Kişot ruhunu günümüze taşıdığı romanı Kişot ile kimlik, göç ve hikâye anlatmanın gücünü çok katmanlı bir anlatıyla ele alıyor.
Dünya edebiyatının en önemli çağdaş yazarları arasında yer alan Salman Rushdie, on altıncı romanı Kişot ile okurla yeniden buluştu. Ocak ayında Can Yayınları etiketiyle yayımlanan eser, Miguel de Cervantes’in Don Kişot’una modern bir saygı duruşu niteliği taşırken, günümüz dünyasının kimlik, göç, aidiyet ve aşk arayışlarını merkezine alan çarpıcı bir anlatı sunuyor.
Rushdie’nin Kişot adlı romanı, biçimsel cesareti ve anlatı katmanlarıyla dikkat çekiyor. Roman içinde roman, oyun içinde oyun yapısıyla kurgulanan eser; Hindistan’dan başlayarak Amerika Birleşik Devletleri’ni boydan boya geçen çağdaş bir yol hikâyesi olarak ilerliyor. Bu yolculuk, yalnızca fiziksel bir hareket değil, aynı zamanda bireyin kendini ve dünyayı anlamlandırma çabasının da bir metaforu olarak öne çıkıyor.
Büyülü Gerçekçilikle Örülmüş Bir Anlatı
Kişot, Rushdie’nin edebiyatında sıkça rastlanan büyülü gerçekçilik unsurlarını güçlü biçimde barındırıyor. Televizyonda izlediği bir sunucuya âşık olan Kişot karakteri, bir anda arabada beliriveren Sanço, kendi yaşamöyküsü ile yarattığı karakterin hikâyesini iç içe geçiren bir yazar figürü, konuşan bir tabanca ve masal anlatıcısı Hans Christian Andersen’in dile gelen heykeli, romanın gerçek ile hayal arasındaki sınırları sürekli olarak bulanıklaştıran yapısını oluşturuyor.
Rushdie, bu karakterler aracılığıyla hikâye anlatmanın dönüştürücü gücünü sorgularken, modern dünyanın karmaşası içinde bireyin anlam arayışını da görünür kılıyor. Roman, okuru yalnızca bir yolculuğa değil, anlatının kendisine dair bir düşünce serüvenine de davet ediyor.
Aşk, Aile ve Kimlik Arayışı
Salman Rushdie, Kişot’ta Cervantes’in klasik başyapıtına göndermeler yaparken, aşk ve aile kavramlarını günümüz koşulları içinde yeniden ele alıyor. Roman, göçmenlik deneyimi, kültürel parçalanma ve aidiyet duygusu üzerinden çağdaş toplumların temel meselelerine temas ediyor.
Rushdie’nin dili, ironik ve oyunbaz olduğu kadar, derinlikli ve sorgulayıcı bir anlatım sunuyor. Bu yönüyle Kişot, yalnızca bir edebi yeniden yazım değil; modern çağın ruhuna tutulmuş bir ayna niteliği taşıyor.
Anlatının Kendisine Yazılmış Bir Methiye
Eleştirmenler tarafından, hikâye anlatma geleneğine yazılmış parlak bir methiye olarak değerlendirilen Kişot, Rushdie’nin edebi birikimini ve anlatı ustalığını bir araya getiriyor. Roman, klasik ile çağdaşı buluşturan yapısıyla hem Rushdie okurları hem de dünya edebiyatına ilgi duyanlar için dikkat çekici bir eser olarak öne çıkıyor.
Editör Notu
Kişot, Salman Rushdie’nin yalnızca Cervantes’e değil, hikâye anlatma geleneğinin kendisine duyduğu saygının güçlü bir ifadesi. Roman, günümüz dünyasının parçalı kimliklerini ve göç deneyimini masalsı bir dille ele alırken, edebiyatın hâlâ dünyayı anlamlandırmanın en güçlü yollarından biri olduğunu hatırlatıyor. Rushdie, bu eserinde okuru eğlendirirken düşünmeye de zorluyor.
Haber Önerisi: Sosyal Fobi Görünmez Engeller mi Kuruyor?
Kaynak: Faselis