Galata Kulesi’nin Hikâyesi: İstanbul’un Yüzyıllara Direnen Simgesi

İstanbul’un simgeleri arasında yer alan Galata Kulesi, Bizans’tan Osmanlı’ya uzanan tarihi, mimarisi ve efsaneleriyle her yıl milyonlarca ziyaretçiyi kendine çekiyor.

Haber Giriş Tarihi: 29.01.2026 01:00
Haber Güncellenme Tarihi: 29.01.2026 01:00
Muhabir: Saliha Kara
Galata Kulesi’nin Hikâyesi: İstanbul’un Yüzyıllara Direnen Simgesi

İstanbul’un siluetini şekillendiren en önemli yapılardan biri olan Galata Kulesi, dünyanın en eski kuleleri arasında gösteriliyor. 2013 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne dahil edilen yapı, hem mimari özellikleri hem de tarih boyunca üstlendiği işlevlerle dikkat çekiyor. Uzun yıllar yangın gözetleme kulesi olarak kullanılan Galata Kulesi, bu nedenle bir dönem “Galata Yangın Kulesi” adıyla anıldı.

Tarihi kaynaklara göre kule, yalnızca bir savunma ya da gözetleme yapısı değil; aynı zamanda İstanbul’un kültürel hafızasında derin izler bırakan simgesel bir mekân olma özelliği taşıyor. Özellikle 17. yüzyılda Hezarfen Ahmet Çelebi’nin, kendi yaptığı kanatlarla Galata Kulesi’nden uçarak Üsküdar’a ulaşması, yapının ününü yüzyıllar boyunca artıran en önemli olaylardan biri olarak biliniyor.

GALATA KULESİ’Nİ KİM YAPTIRDI?

Galata Kulesi’nin ilk inşasının Bizans İmparatoru Justinianos dönemine, MS 507–508 yıllarına dayandığı kabul ediliyor. Ancak günümüzde görülen yapının temelleri, 1348–1349 yıllarında Cenevizliler tarafından yeniden inşa edilmesiyle atıldı. 15. yüzyılda kule yükseltilirken, 1500’lü yıllarda meydana gelen deprem sonrası Mimar Murad bin Hayreddin tarafından onarıldı.

Osmanlı döneminde de önemini koruyan yapı, III. Selim döneminde kapsamlı bir onarımdan geçirildi ve üst katına cumba eklendi. 1831 yılında çıkan büyük yangının ardından II. Mahmut tarafından yeniden restore edilen kuleye iki kat daha ilave edildi ve bugün kuleyle özdeşleşen külah biçimindeki dam örtüsü bu dönemde yapıldı. Galata Kulesi, 1967 ve 2020 yıllarında gerçekleştirilen restorasyonlarla günümüzdeki görünümüne kavuştu.

MİMARİSİYLE TARİHİ BİR BELGE NİTELİĞİNDE

Galata Kulesi, yığma moloz taş örgü sistemiyle inşa edilmiş silindirik bir yapıya sahip. Dış cephesi taş örgüden oluşurken, giriş bölümündeki kitabede yer alan 16 mısralık methiyenin II. Mahmut adına yazıldığı düşünülüyor. Kapının üzerindeki yuvarlak kemerli pencere, geçmişte askerlerin gözetleme noktası olarak kullanıldı.

Toplam dokuz katlı olan yapının pencereleri tuğla örgülü yuvarlak kemerlerle tasarlanırken, külah çatının hemen altındaki son iki kat silindirik gövdeyi çevreleyen profilli silmelerle vurgulanıyor. Seyir balkonunda yer alan metal süslemeli şebekeler, kulenin estetik değerini artıran önemli unsurlar arasında bulunuyor. Alt katta ise derin nişli payelere oturan yuvarlak kemerler ve tuğla örgülü pencereler dikkat çekiyor.

Uzmanlar, yapının üçüncü kata kadar olan bölümünün Ceneviz, üst katlarının ise Osmanlı mimari karakteri taşıdığını belirtiyor. Bu özellik, Galata Kulesi’ni farklı medeniyetlerin izlerini bir arada barındıran ender yapılardan biri haline getiriyor.

GÜNÜMÜZDE SOSYAL VE KÜLTÜREL BİR MERKEZ

Bugün Galata Kulesi, İstanbul’un en çok ziyaret edilen turistik yapıları arasında yer alıyor. Seyir terasından Haliç, Boğaz ve tarihi yarımadayı kuşbakışı izleme imkânı sunan kule, aynı zamanda çeşitli sosyal ve kültürel etkinliklere de ev sahipliği yapıyor. Tarih, efsane ve mimarinin iç içe geçtiği Galata Kulesi, İstanbul’un geçmişiyle bugününü birleştiren simgesel bir yapı olmayı sürdürüyor.

Editör Notu:

Galata Kulesi, yalnızca bir taş yapı değil; İstanbul’un hafızasını taşıyan yaşayan bir tarih belgesidir. Her katında farklı bir dönemin izini barındıran bu eşsiz yapı, kenti anlamak isteyen herkes için vazgeçilmez bir durak olmayı sürdürüyor.

Kaynak: Saliha Kara

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.