
Ekonomik zorlukların her kapıyı çaldığı günümüzde, Sivas'ın Selçuklu Mahallesi'nden tüm Türkiye'ye örnek olacak sımsıcak bir dayanışma hikayesi yükseliyor. Akşemsettin Camii'nin mütevazı müştemilatında sadece 10 garip gurebanın derdine derman olmak için çıkılan iyilik yolculuğu, aradan geçen 4 yılın ardından bin kişilik devasa bir şefkat ağına dönüştü.
RAFLARDA UN VE ŞEKER DEĞİL, İYİLİK DİZİLİ
Raflarında pirinçten una, yağdan şekere ve en temel temizlik malzemelerine kadar bir evin tüm eksiklerini barındıran bu bakkalın dünyadaki diğer tüm marketlerden çok büyük bir farkı var: Kasası yok. İhtiyaç sahipleri, kimseye mahcup olmadan, başları dik bir şekilde içeri giriyor ve hiçbir ücret ödemeden eksiklerini tamamlayıp evlerinin yolunu tutuyor. İsimsiz kahramanların, kimliğini gizleyen hayırseverlerin omuz verdiği bu küçük dükkan, aslında koskoca bir mahallenin vicdanını ve paylaşma kültürünü ayakta tutuyor.
"İSİMLERİNİ BİLE SÖYLEMEYEN DEĞERLİ DOSTLARIMIZ VAR"
Ramazan ayının o bereketli ve manevi iklimiyle birlikte iyilik mesaisinin zirveye ulaştığı bakkalda, veren el ile alan el arasında sessizce köprü kuran Ahmet Uslu, bu isimsiz kahramanların ardındaki büyük gönül zenginliğini şu eşsiz cümlelerle ifade ediyor:
"Hayır bakkalında mübarek Ramazan ayı ile beraber yardım en üst seviyeye ulaşıyor. Bizden elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz. Yetime, ihtiyaç sahibine yardım etmek kadar güzel bir şey yoktur. Çok değerli dostlarımız var. Hayır bakkalına yardım ediyorlar ve isimlerini bile söylemiyorlar. Böyle insanların toplum içerisinde olması bir değerdir. Bu şekilde gıdaları halka dağıtıyoruz. Herkes bize teşekkür ediyor ve bizde vesile olmuş oluyoruz. Bu bakkalda para değil dua geçiyor. Bu dualarında karşılığını alıyoruz."