
Gaziantep’in Şahinbey ilçesinde yaşayan 60 yaşındaki Aladdin Demir, tam 52 yıldır çaycılık yaparak hayatını sürdürüyor. Henüz 7 yaşındayken başladığı mesleğini bugün hâlâ aynı heyecanla sürdüren Demir, 5 metrekarelik küçük dükkânında büyük bir emek hikâyesi yazıyor.
7 Yaşında Başladı, 52 Yılı Geride Bıraktı
İlkokul yıllarında aile ekonomisine katkı sağlamak için çay ocağında çalışmaya başlayan Demir, masa silerek ve çay dağıtarak başladığı meslekte ustalaştı. Yıllar içinde farklı yerlerde çalıştıktan sonra askerliğini tamamlayıp kendi iş yerini açtı.
Bugün ise yarım asrı aşan tecrübesiyle mesleğini sürdürüyor.
Güne Gün Doğmadan Başlıyor
Her sabah erken saatlerde dükkânına gelen Demir, önce temizlik yapıyor ardından ustasından öğrendiği yöntemlerle çayını özenle demliyor. Gün boyunca mahalle esnafına ve çay ocağına gelen müşterilere hizmet veriyor.
Akşam saatlerine kadar sokak sokak dolaşarak çay servisi yapan Demir, esnaftan önce iş başı yapıp esnaftan sonra dükkânını kapatıyor.
“Müşteri Çayı Beğenmeli”
Mesleğin en önemli kuralının müşteri memnuniyeti olduğunu vurgulayan Demir, çayın sadece bir içecek değil, aynı zamanda bir keyif olduğunu söylüyor.
Güler yüzün ve samimiyetin bu işin temelini oluşturduğunu belirten Demir, müşterinin çayı beğenmemesi durumunda bir daha gelmeyeceğini ifade ediyor.
Bu Meslekle 3 Çocuk Büyüttü
Çaycılıkla geçen yıllar boyunca ailesini geçindiren Demir, bu meslek sayesinde üç çocuk büyüttüğünü, çocuklarından birinin öğretmen olduğunu dile getiriyor.
“Ne zengin oldum ne fakir” diyen Demir, alın teriyle kazandığı hayatından memnun olduğunu belirtiyor.
“İnsanın Sarrafı Çaycıdır”
Yıllar içinde farklı insanlarla karşılaştığını söyleyen Demir, çaycılığın sadece bir meslek değil, aynı zamanda insan tanıma sanatı olduğunu ifade ediyor.
“Bir kuyumcu altının sarrafıdır, çaycı da insanın sarrafıdır” sözleriyle mesleğinin insani yönünü anlatan Demir, müşterileriyle kurduğu bağın en büyük kazancı olduğunu vurguluyor.
Gaziantep’te küçük bir dükkânda sürdürülen bu büyük emek hikâyesi, geleneksel esnaflığın ve alın terinin hâlâ yaşadığını gözler önüne seriyor.