
UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’nde yer alan bu köklü sanat, kentte artık sayılı ustanın elinde ayakta kalmaya çalışıyor.
İlkokulu bitirdikten sonra henüz 13 yaşındayken dayısı Mehmet Bıyık’ın yanında çıraklığa başlayan Gül, mesleğin tüm inceliklerini yıllar içinde öğrenmiş. Osmanlı’dan Selçuklu’ya uzanan motif geleneğini bugün hâlâ aynı titizlikle sürdürüyor.
Sandıktan Osmanlı Tüfeğine
Atölyesinde çeyiz sandığı, rahle, tavla, sehpa, ayna, baston ve mücevher kutularının yanı sıra sedef işlemeli Osmanlı tüfeği, hançer ve kılıç kabzaları da üretiyor. Her bir ürün, ahşap üzerine açılan milimetrik oyuklara yerleştirilen sedef parçalarının sabırla işlenmesiyle ortaya çıkıyor.
Gül, “Hem çizim yaparım hem tel işlerim. Mesleğin bütün detaylarını biliyorum” diyerek zanaatın ustalık gerektiren yönüne dikkat çekiyor. Ürünlerinin özellikle yerli turistler tarafından ilgi gördüğünü, siparişlerinin Türkiye’nin farklı şehirlerine ve Avrupa’ya kadar ulaştığını belirtiyor.
“Meslekte Yetişen Eleman Yok”
Ancak işin en kritik noktası burada başlıyor. Metin Gül’e göre sedef kakma sanatında yeni nesil yetişmiyor.
“Meslekte yetişen eleman yok. Son nesil biziz. Bizden sonra bu meslek bitecek” sözleri, sadece bir ustanın serzenişi değil; geleneksel el sanatlarının karşı karşıya olduğu tehlikenin de özeti.
Uzun saatler boyunca sedef parçalarını tek tek yerleştiren Gül, bu sanatın genç kuşaklara aktarılmasını istiyor. Çünkü sedef kakma yalnızca bir süsleme tekniği değil; Anadolu’nun yüzyıllardır süregelen estetik anlayışının da bir yansıması.
Gaziantep’te bir atölyede süren bu sessiz mücadele, aslında kültürel mirasın geleceğine dair önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu sanat ustasıyla birlikte tarihe mi karışacak, yoksa yeni çıraklarla yeniden hayat mı bulacak?