
Diyarbakır’da Ramazan ayının manevi iklimi, toplumsal dayanışma ve rehabilitasyon projeleriyle birleşerek örnek bir tablo oluşturuyor. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı ile Türk Kızılay arasında imzalanan "Denetimli Serbestlik Hizmetleri Alanında İş Birliği Protokolü" çerçevesinde, 20 hükümlü bu yıl iftar sofralarının hazırlanmasında aktif rol alıyor. Dicle Üniversitesi yerleşkesindeki Türk Kızılay Aşevi’nde yürütülen çalışmalarda hükümlüler; aşçıların yardımcılığından yemek dağıtımına kadar her aşamada gönüllü bir nefer gibi ter döküyor.
GÜNLÜK 3 BİN KİŞİYE SICAK YEMEK ULAŞIYOR
Türk Kızılay Diyarbakır Şube Başkanı Ahmet Demirel, aşevinde her gün titizlikle hazırlanan 3 çeşit sıcak yemeğin hasta, engelli ve ihtiyaç sahibi 3 bin vatandaşa ulaştırıldığını belirtti. Protokol kapsamında gelen hükümlülerin; sebze doğramadan bulaşığa, yemeklerin taşınmasından dağıtımına kadar tüm süreçlerde büyük bir özveriyle çalıştığını ifade eden Demirel, "Burada oluşan manevi ortam, hükümlü arkadaşlarımızın ruhsal gelişimine ve topluma adaptasyonuna büyük katkı sağlıyor" dedi.
REHABİLİTASYONUN ADI "GÖNÜLLÜLÜK" OLDU
Denetimli serbestlik sürecindeki bireylerin sadece cezalarını infaz etmediklerini, aynı zamanda topluma faydalı bireyler olma yolunda önemli adımlar attıklarını vurgulayan yetkililer, aşevinde incelemelerde bulundu. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcı Vekili Özgür Celbek, Şube Başkanı Ahmet Demirel ve Denetimli Serbestlik Müdürü Sinan Yaşar, hükümlülerin çalışmalarını yerinde gözlemledi. Ahmet Demirel, infaz süresi dolan birçok kişinin Kızılay ile bağını koparmadığını ve gönüllü olarak çalışmaya devam ettiğini belirterek projenin kalıcılığına dikkat çekti.
MUTFAKTA TİTİZLİK VE MANEVİYAT BİR ARADA
Aşevindeki çalışmalar sadece fiziksel bir yardımla sınırlı kalmıyor; hijyen kurallarının en üst seviyede tutulduğu mutfakta, her bir hükümlü profesyonel bir mutfak personeli gibi disipline ediliyor. Hazırlanan yemekler Türk Kızılay personeli ve diğer gönüllülerce kapı kapı dolaşılarak ihtiyaç sahiplerine teslim ediliyor. Bu süreç, hükümlülerin toplumsal yardımlaşma zincirinin bir halkası olmalarını sağlarken, aynı zamanda mesleki beceriler kazanmalarına da imkan tanıyor. Diyarbakır’daki bu model, sosyal entegrasyon açısından Türkiye’ye örnek gösteriliyor.
PROTOKOL KAPSAMINDA YENİ HEDEFLER
Başsavcılık ve Kızılay arasındaki iş birliğinin meyvelerini vermesi, benzer projelerin kapsamının genişletilmesi yönündeki beklentileri de artırdı. Toplumun dezavantajlı kesimlerine dokunurken aynı zamanda hükümlülerin ıslahına odaklanan bu girişim, adalet mekanizmasının sadece cezalandırıcı değil, aynı zamanda iyileştirici gücünü de yansıtıyor. Diyarbakır Denetimli Serbestlik Müdürlüğü, hükümlülerin topluma kazandırılması için bu tarz "sahada aktif görev alma" projelerine önümüzdeki dönemlerde de ağırlık vereceklerini duyurdu.
Editör Notu
Diyarbakır’daki bu proje, "insanı yaşat ki devlet yaşasın" düsturunun modern bir uygulamasıdır. 20 hükümlünün elleriyle hazırlanan o 3 bin kişilik yemek, sadece karın doyurmakla kalmıyor; aynı zamanda toplumsal barışa ve bireysel dönüşüme de hizmet ediyor. Türk Kızılay ve Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bu ortak vizyonu, suçun rehabilitasyonunda cezaevi duvarlarının ötesinde bir "vicdan okulu" yaratmış durumda. Bu tencerede pişen sadece aş değil, aynı zamanda umut ve yeniden başlama azmidir.
Diyarbakır’daki bu sosyal rehabilitasyon modeli hakkında ne düşünüyorsunuz? Hükümlülerin bu tür hayır işlerinde görev alması sizce toplumsal algıyı nasıl değiştirir? Yorumlarınızı ve destek mesajlarınızı bekliyoruz.