
İzmir’in Selçuk ilçesinde yer alan Efes Antik Kenti’nin yakınlarında bulunan Yedi Uyuyanlar Mağarası, farklı inanç sistemlerinde yer alan ortak bir efsanenin mekânı olarak dikkat çekiyor. Panayır Dağı eteklerinde konumlanan mağaraya, Vedius Gymnasium’unun yanından doğuya doğru uzanan asfalt yol üzerinden ulaşılabiliyor.
Yedi Uyuyanlar ya da Yedi Uyurlar olarak bilinen hikâye, zulümden kaçan yedi gencin bir mağaraya sığınarak burada uzun yıllar uyuduğunu anlatıyor. Bu anlatı hem İslam hem de Hristiyanlık kaynaklarında yer alsa da mağaranın konumu konusunda farklı kabuller bulunuyor. İslam dünyasında Kur’an-ı Kerim’de Kehf Suresi’nde geçen Ashab-ı Kehf Mağarası’nın daha çok Tarsus ya da Afşin’de bulunduğu kabul edilirken, Hristiyan dünyası bu olayın Efes’teki mağarada gerçekleştiğine inanıyor.
Efsaneye göre MS 250 yılı civarında Roma İmparatoru Decius döneminde yaşayan yedi Hristiyan genç, imparatorun tanrılaştırıldığı tapınaklarda kurban sunmayı reddetti. Ölüm tehdidiyle karşı karşıya kalan gençler, bir mağaraya sığındı. İmparatorun emriyle mağaranın ağzı kapatıldı ve gençler burada derin bir uykuya daldı.
Aradan yaklaşık 200 yıl geçti. Gençlerden Yemliha, uyandıktan sonra yiyecek almak için kente gittiğinde, kullandığı eski paralar nedeniyle büyük bir şaşkınlık yaşadı. Roma İmparatorluğu’nda artık Hristiyanlığın serbest olduğunu ve II. Theodosius dönemine gelindiğini öğrendi. Mağaraya dönerek durumu arkadaşlarına anlatan gençler, yeniden uyumaya karar verdi ve bir daha uyanmadı.
Rivayetlere göre yedi gencin ölümünün ardından büyük bir cenaze töreni düzenlendi ve mağaranın üzerine bir kilise inşa edildi. Bölgede geçmiş yıllarda yapılan arkeolojik kazılarda kilise kalıntıları ve çok sayıda mezar ortaya çıkarıldı. Mezarlarda ve kilise duvarlarında Yedi Uyuyanlar’a hitaben yazılmış yazıtların bulunması, buranın efsanede geçen kutsal alan olduğu görüşünü güçlendirdi.
Yedi Uyuyanlar Mağarası, Efes Antik Kenti’nin yalnızca arkeolojik değil, aynı zamanda inanç tarihi açısından da önemli merkezlerden biri olduğunu gözler önüne seriyor.
Editör Notu
Bu haber, yalnızca bir antik alanın konumunu ya da tarihsel bilgisini aktarmak amacıyla hazırlanmadı. Efes Antik Kenti sınırları içinde yer alan ve Hristiyan dünyasında büyük bir kabul gören Yedi Uyuyanlar Mağarası, inanç, tarih ve kültürün nasıl iç içe geçtiğini gösteren güçlü bir örnek olduğu için özellikle ele alındı. Aynı anlatının İslam dünyasında Ashab-ı Kehf olarak farklı coğrafyalarda sahiplenilmesi, kutsal anlatıların mekânla kurduğu bağın zaman içinde nasıl şekillendiğini de gözler önüne seriyor.
Haberi hazırlarken, herhangi bir inancı veya kabulü üstün ya da mutlak doğru olarak konumlandırmaktan bilinçli şekilde kaçındım. Çünkü bu tür mekânlar, tarihsel belgelerden ziyade kolektif hafıza, inanç geleneği ve kültürel süreklilikle anlam kazanıyor. Efes’teki mağaranın Hristiyan dünyası için taşıdığı sembolik değeri vurgularken, İslam literatüründeki farklı kabulleri de hatırlatmak, okuyucunun meseleyi çok boyutlu değerlendirebilmesi açısından önemliydi.
Yedi Uyuyanlar Mağarası’nı değerli kılan şey, yalnızca antik taş duvarları değil; yüzyıllar boyunca insanların umut, sabır ve inanç kavramlarını bu mekâna yüklemiş olmasıdır. Bu nedenle bu haber, bir “gezi bilgisi”nden çok, inançların coğrafya üzerindeki izini anlamaya yönelik bir okuma olarak değerlendirilmelidir. Okuyucunun, anlatılanları kendi tarihsel ve kültürel süzgecinden geçirerek değerlendirmesini özellikle önemsiyorum.
Haber Önerisi: Doğubayazıt’ın Zirvesinde 300 Yıllık Güç ve İhtişam