
Aynaya her baktığımızda yüzümüzde veya vücudumuzda gördüğümüz, kimimizin "güzellik noktası" diyerek sevdiği o küçük kahverengi benler, bazen hayati bir tehlikenin sessiz habercisi olabiliyor. Acıbadem Bodrum Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Muhsin Akbaba, derimizde yıllarca bizimle yaşayan bu oluşumların masumiyetini ne zaman kaybettiğini ve cilt kanserine (melanom) giden o karanlık yolu anlattı. Aslında bedenimiz, o küçük lekeler üzerinden bize "tehlike yaklaşıyor" diye feryat ediyor; yeter ki o dili okumayı bilelim.
AİLE MİRASI BAZEN RİSK TAŞIYABİLİR
Tıbbi adıyla "melanositik nevüs" olarak bilinen benlerin oluşum sürecini değerlendiren Uzman Dr. Akbaba, ortalama bir yetişkinde 10 ila 40 arasında ben bulunmasının normal karşılandığını belirtirken, genetik faktörlerin altını şu sözlerle çiziyor:
"Bu oluşumlar deride pigment üreten hücrelerin çoğalması sonucu ortaya çıkar. Benler doğuştan görülebileceği gibi yaşamın ilerleyen dönemlerinde de ortaya çıkabilir, özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde ben sayısında artış görülebilir. Ancak çok sayıda bene sahip olmak veya ailede melanom öyküsü bulunması cilt kanseri riskini artırabilir."
HAYAT KURTARAN ŞİFRE: ABCDE KURALI
Dermatoloji dünyasının cilt kanserini erken yakalamak için kullandığı basit ama hayati bir şifre var: ABCDE kuralı. Kendi bedenimizin dedektifi olmamızı sağlayan bu kuralı asimetri, sınır, renk, çap ve değişim olarak özetleyen Akbaba, ayna karşısında dikkat etmemiz gereken o kritik detayları tırnak içinde şöyle aktarıyor:
"Benin iki yarısının eşit olmaması, kenarlarının düzensizleşmesi, renginde farklı tonların ortaya çıkması, çapının 6 milimetreden büyük olması veya zaman içinde büyümesi gibi değişiklikler dermatolojik değerlendirme gerektirir."
KANAMA, KAŞINTI VE GÜNEŞİN YAKICI FATURASI
Zamanla değişen, kanayan veya aniden büyüyen benlerin vücudun çaldığı en net acil durum sirenleri olduğunu vurgulayan uzman isim, "Benlerde kanama, kaşıntı, ani büyüme, çevresinde kızarıklık oluşması veya renk ve şekil değişikliği gibi durumlar görüldüğünde vakit kaybetmeden dermatoloji uzmanına başvurulmalıdır" diyerek zamanın önemine dikkat çekiyor.
Bu sinsi dönüşümün en büyük tetikleyicilerinden birinin de yaz aylarında korunmasızca teslim olduğumuz güneş ışınları olduğunu hatırlatan Akbaba, şifa reçetesine şu uyarıları da ekliyor:
"Geniş spektrumlu güneş koruyucu kullanılmalı ve 2-3 saatte bir yenilenmelidir. Özellikle saat 10.00 ile 16.00 arasında güneşe doğrudan maruz kalmaktan kaçınılmalıdır. Şapka ve güneş gözlüğü gibi koruyucu önlemler de ihmal edilmemelidir. Şüpheli görülen durumlarda biyopsi yapılabilir ve gerekli görülürse ben cerrahi yöntemle tamamen çıkarılabilir. Cilt kanserlerinde erken tanı hayat kurtarır."
Cildimiz aslında bizimle sürekli konuşan, yaşadığımız coğrafyanın güneşini ve genetik mirasımızı üzerinde taşıyan canlı bir tuval. O tuvalde beliren küçük bir renk değişikliğini veya orantısız büyümeyi "nasıl olsa geçer" diyerek geçiştirmek, sağlığımızla oynadığımız geri dönüşü olmayan bir kumar olabilir. Yılda sadece bir kez yaptırılacak kısa bir dermatolojik kontrol, sevdiklerimizle geçireceğimiz sağlıklı yılların en güçlü garantisidir.