
Prof. Dr. Şevket Özkaya, iklim değişikliği ve hava kirliliğinin polen yoğunluğunu artırarak alerji mevsimini 30 gün uzattığını belirtti.
İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ POLEN YOĞUNLUĞUNU ARTIRIYOR
Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya'nın, küresel ısınmayla birlikte kışların daha sıcak geçtiği, ilkbaharın erken başlayıp sonbaharın geciktiği ve bu durumun alerjenlerin havada kalma süresini uzattığı uyarısında bulunduğu bildirildi. Özkaya'nın, artan sıcaklıklar nedeniyle mevsimsel alerjisi olan kişilerin daha uzun süre polene maruz kalarak aşırı alerji olayları yaşadığını ifade ettiği aktarıldı.
ALERJİ ŞİKAYETLERİ 30 GÜN UZADI
Hastaların özellikle viral enfeksiyonlar sonrasında uzamış öksürük, hırıltılı solunum ve nefes darlığı şikayetleriyle başvurduğunu belirten Özkaya'nın, polenin bağışıklık sistemi tarafından yanlışlıkla zararlı bir madde olarak algılanmasıyla bu tepkilerin ortaya çıktığını kaydettiği ifade edildi. Halk arasında saman nezlesi olarak bilinen burun akıntısı, hapşırma ve gözlerde kaşıntı gibi belirtilerin, yapılan araştırmalara göre 30 gün daha uzun sürdüğünün gözlemlendiği aktarıldı.
HAVA KİRLİLİĞİ VE KARBONDİOKSİT ETKİSİ
Alerji mevsimi başlamadan önce test yaptırıp ilaç kullanımına başlamanın hayat kalitesini büyük ölçüde artıracağını vurgulayan Özkaya'nın, çocuklarda okul başarısını ve yetişkinlerde iş odaklanmasını olumsuz etkileyen bu durumun sadece iklim değişikliğiyle sınırlı kalmadığını belirttiği kaydedildi. Şehirlerdeki hava kirliliğinin ve artan karbondioksit (CO2) emisyonlarının, saman nezlesine yol açan bitkileri besleyerek alerjik şikayetlerin şiddetini daha da artırdığının altının çizildiği bildirildi.
EDİTÖRÜN NOTU: Küresel ısınmanın ve iklim krizinin yıkıcı etkilerini artık sadece haberlerdeki eriyen buzullarda değil, aldığımız her nefeste ve gündelik sağlığımızda çok daha net hissediyoruz. Doğanın dengesini kendi ellerimizle bozarken, artan karbon emisyonlarının kendi yarattığımız bir bumerang gibi sağlığımızı vurması kaçınılmaz bir gerçektir. Sağlıklı bir nefes almak için sadece tıbbi tedavilere değil, acilen doğayla barışık ve sürdürülebilir bir yaşam modeline geçmeye ihtiyacımız var.