Haber Giriş Tarihi: 15.09.2026 10:19
Haber Güncellenme Tarihi: 15.09.2026 10:19

Obezitenin yalnızca tartıdaki kilo ile değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Celil Uğurlu, "Vücut kitle indeksinin 30 kg/m ve üzerinde olması önemli bir kriterdir ancak tek başına yeterli değildir. Özellikle karın bölgesindeki yağlanma arttıkça insülin direnci, tip 2 diyabet, hipertansiyon, uyku apnesi, karaciğer yağlanması ve kalp-damar hastalıkları gibi sağlık sorunlarının riski de artmaktadır. Fazla kilo kişinin sağlığını ve yaşam kalitesini etkilemeye başladığında artık basit bir kilo probleminden değil, tedavi edilmesi gereken bir hastalıktan söz ediyoruz" dedi.
Obezite değerlendirmesinde vücut kitle indeksinin yanı sıra bel çevresi, yağ dağılımı ve eşlik eden hastalıkların da dikkate alındığını dile getiren Medical Park Tokat Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Celil Uğurlu, "Aynı vücut kitle indeksine sahip iki kişinin vücudundaki yağ oranı, yağın dağılımı ve metabolik riskleri birbirinden farklı olabilir. Bu nedenle özellikle karın bölgesindeki yağlanmayı, diyabet, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği, karaciğer yağlanması, uyku apnesi, reflü ve eklem problemleri gibi hastalıkların bulunup bulunmadığını değerlendiriyoruz. Kan şekeri, HbA1c, lipid profili ve karaciğer fonksiyonları gibi metabolik parametrelerin yanı sıra hastanın beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite düzeyi ve geçmişteki kilo verme girişimleri de tedavi planında önem taşıyor" diye konuştu.
"Obezite birçok hastalığın riskini artırıyor"
Obezitenin vücuttaki pek çok sistemi etkileyebildiğine dikkat çeken Doç. Dr. Uğurlu, "Obezite yalnızca yağ dokusunun artması anlamına gelmiyor. İnsülin direnci ve tip 2 diyabetin yanı sıra hipertansiyon, kolesterol ve trigliserid yüksekliği, kalp-damar hastalıkları, karaciğer yağlanması, uyku apnesi, reflü, safra kesesi hastalıkları ve eklem problemleriyle yakından ilişkili. Ayrıca bazı kanser türlerinin riskinde de artışla ilişkili olduğunu biliyoruz. Bu nedenle obezite tedavisindeki hedefimiz yalnızca kilo verdirmek değil, obeziteye bağlı hastalıkları önlemek, mevcut hastalıkların kontrolünü kolaylaştırmak ve kişinin yaşam kalitesini artırmaktır" ifadelerini kullandı.
"Cerrahi tedavi doğru hastaya, doğru zamanda uygulanmalı"
Diyet ve egzersizle kalıcı kilo kaybı sağlayamayan hastalarda obezite cerrahisinin gündeme gelebileceğini belirten Doç. Dr. Uğurlu, "Vücut kitle indeksi 40 kg/m ve üzerinde olan hastalarda, eşlik eden hastalık bulunmasa dahi obezite cerrahisi değerlendirilebilir. Vücut kitle indeksi 35-39,9 kg/m arasında olan hastalarda ise tip 2 diyabet, hipertansiyon, uyku apnesi, karaciğer yağlanması veya eklem problemleri gibi hastalıkların bulunması ya da cerrahi dışı yöntemlerle yeterli ve kalıcı kilo kaybının sağlanamaması durumunda cerrahi tedavi gündeme gelebilir. Ancak ameliyat kararını yalnızca vücut kitle indeksine göre vermiyoruz. Hastanın genel sağlık durumu, önceki kilo verme girişimleri ve ameliyat sonrasında yaşam tarzı değişikliklerine uyumu birlikte değerlendiriyoruz" dedi.
"Tüp mide ve gastrik bypass hastaya göre tercih ediliyor"
Tüp mide ve gastrik bypassın obezite cerrahisinde sık kullanılan yöntemler olduğuna değinen Doç. Dr. Uğurlu, "Tüp mide ameliyatında midenin büyük bölümü çıkarılarak mide hacmi küçültülüyor ve bağırsakların doğal devamlılığı korunuyor. Gastrik bypass ameliyatında ise küçük bir mide poşu oluşturularak ince bağırsağın bir bölümü bu poşa bağlanıyor. Hangi yöntemin tercih edileceği hastanın kilosu, reflü ve diyabet durumu, beslenme alışkanlıkları ve genel sağlık durumuna göre değişiyor. Özellikle ciddi reflüsü veya tip 2 diyabeti bulunan bazı hastalarda gastrik bypass tercih edilebilirken, uygun hastalarda tüp mide de etkili bir seçenek olabilir" şeklinde konuştu.
"Obezite ameliyatları metabolik sağlığı da etkiliyor"
Obezite cerrahisinin yalnızca kilo kaybı sağlamadığını ifade eden Doç. Dr. Uğurlu, "Ameliyat sonrasında kilo kaybının yanı sıra bağırsak ve iştah hormonlarında meydana gelen değişikliklerle kan şekeri kontrolünde belirgin düzelmeler görülebiliyor. Tip 2 diyabet, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği, uyku apnesi ve karaciğer yağlanması gibi obeziteyle ilişkili hastalıklarda da olumlu sonuçlar elde edilebiliyor. Ancak cerrahinin başarısını yalnızca verilen kilo üzerinden değerlendirmemek gerekir. Hastanın metabolik sağlığındaki değişim, kullandığı ilaçların azalması ve yaşam kalitesindeki iyileşme de tedavinin önemli sonuçlarıdır" dedi.
"Ameliyat sonrası yaşam tarzı değişikliği şart"
Obezite cerrahisinin uzun dönem başarısında ameliyat sonrası beslenme ve yaşam tarzının önemli olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Uğurlu, şu bilgileri paylaştı:
"Ameliyatı bir bitiş noktası değil, yeni bir beslenme ve yaşam biçiminin başlangıcı olarak görmek gerekiyor. Hastaların küçük porsiyonlarla, yavaş ve iyi çiğneyerek beslenmesi, yeterli protein ve sıvı alması, vitamin ve mineral takiplerini düzenli yaptırması önem taşıyor. Şekerli ve yüksek kalorili gıdaların yanı sıra sık atıştırma alışkanlığı kilo verme sürecini olumsuz etkileyebilir. Düzenli fiziksel aktivite ve uzun dönem takip de verilen kiloların korunmasına yardımcı olur."
Obezitenin kronik bir hastalık olduğunu ve cerrahinin tek başına kalıcı kilo kontrolünü garanti etmediğini kaydeden Doç. Dr. Uğurlu, "Ameliyat sonrasında eski beslenme alışkanlıklarına dönülmesi, fiziksel aktivitenin azalması veya düzenli takiplerin bırakılması yeniden kilo alımına neden olabilir. Bu nedenle obezite cerrahisinde uzun dönem başarı; doğru hastaya uygun cerrahi yöntemin uygulanması, sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve uzun süreli takip ile birlikte değerlendirilmelidir" dedi.