
Bilecik İnhisar'daki Gedikkaya Mağarası'nda 16 bin 500 yıllık ana tanrıça heykelciği bulundu. Alan, sürdürülebilir turizm projesiyle korunacak.
Bilecik’in İnhisar ilçe merkezinin yaklaşık 1 kilometre güneydoğusunda yer alan Gedikkaya Mağarası, Anadolu'nun kadim tarihine ışık tutan muazzam bir arkeolojik keşfe ev sahipliği yaptı. Yapılan titiz bilimsel incelemeler sonucunda mağarada, insanlık tarihinin en büyüleyici evrelerinden biri olan Epipaleolitik döneme tarihlenen özel bir adak çukuru gün yüzüne çıkarıldı. Arkeoloji dünyasında büyük heyecan yaratan bu adak çukurunun içerisinde, kasıtlı olarak şekillendirilmiş bir dikit ile oturur vaziyette tasvir edilmiş bir kadın heykelciği bulundu. Uzmanlar, bulunan bu eşsiz eserin, Yakındoğu Neolitik kültürleri için son derece karakteristik olan ünlü ana tanrıça heykelciklerinin taştan yapılmış ve stilize edilmiş en erken örneklerinden biri olduğu izlenimini verdiğini belirtiyor.
FİLM ÇEKİMLERİ VE KAÇAK KAZILARIN YARATTIĞI AĞIR TAHRİBAT
Bugün insanlık mirasının en nadide eserlerini barındırdığı anlaşılan mağaranın içi ve çevresi, ne yazık ki yakın geçmişte akılalmaz bir tahribata sahne oldu. Bölgede gerçekleştirilen bilinçsiz film çekimleri, tarımsal amaçlı yarasa gübresi çıkarmak için yapılan toprak alımları ve definecilerin yürüttüğü kaçak kazılar mağaranın tarihi dokusuna ciddi zararlar verdi. Giderek artan bu yıkıcı tahribatın önüne geçmek ve kalan mirası kurtarmak amacıyla, 2019 ile 2022 yılları arasında T.C. Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü Bilecik Müzesi’nin başkanlığında, Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi (BŞEÜ) öğretim üyesi Doç. Dr. Deniz Sarı’nın bilimsel danışmanlığında acil kurtarma kazıları başlatıldı. Yapılan bu zorlu çalışmalar sonucunda Gedikkaya Mağarası’nda bugüne dek Epipaleolitik, Neolitik ve Kalkolitik olmak üzere üç farklı dönemde kesintisiz yerleşim olduğu kanıtlandı. Bunun yanı sıra düzensiz bir şekilde elde edilen Hellenistik Dönem’e ait tek tük buluntular, mağaranın önünde yaşayan yerleşim sakinlerinin zaman zaman belirli ritüel amaçlarla bu gizemli alanı ziyaret ettiğine işaret ediyor.
BÖLGE İÇİN 'YAŞAYAN KAZI ALANI' VE SÜRDÜRÜLEBİLİR TURİZM HAMLESİ
Tarihi mirasın maruz kaldığı bu tahribatın ardından, alanın kurtarılması ve geleceğe taşınması için yepyeni bir vizyon devreye sokuldu. Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi tarafından bir kalkınma ajansı "Teknik Destek Projesi" kapsamında hazırlanan "Gedikkaya Tepesi ve İn Mağarası İçin Sürdürülebilir Turizm Planlama Danışmanlığı Projesi", bölgenin eşsiz tarihi ve kültürel mirasını güvenli bir şekilde turizme kazandırmayı hedefliyor. Sürecin başından beri alanda emek veren Prof. Dr. Deniz Sarı başkanlığında yürütülecek olan bu devasa proje ile Gedikkaya Tepesi ve İn Mağarası’nın arkeolojik ve doğal miras değerlerinin titizlikle korunarak yeniden değerlendirilmesi planlanıyor. Günümüzden tam 16 bin 500 yıl öncesine uzanan Epipaleolitik Dönem’den Klasik Çağlara kadar kesintisiz ritüel kullanım izleri barındıran bu çok katmanlı peyzaj alanı için bütüncül bir planlama yaklaşımı geliştiriliyor. Özellikle İn Mağarası için önerilen yenilikçi "Yaşayan Kazı Alanı" modeli sayesinde bilimsel araştırma süreçleri ile ziyaretçi deneyiminin eşzamanlı ve güvenli bir şekilde kurgulanması hedefleniyor. Bu kapsamlı adım sayesinde alanın kültür turizmi rotalarıyla entegrasyonu sağlanırken, yerel ekonomiye can suyu verilmesi ve mirasın tahrip edilmeden gelecek nesillere aktarılması amaçlanıyor.
EDİTÖRÜN NOTU: Anadolu coğrafyası öyle muazzam bir tarih katmanının üzerinde oturuyor ki, 16 bin 500 yıllık bir ana tanrıça heykelciğinin bulunduğu paha biçilemez bir mağarada yıllarca "yarasa gübresi" çıkarılmış veya fütursuzca "film seti" olarak kullanılmış olması içimizi acıtıyor. İnsanlık tarihinin sıfır noktalarından biri sayılabilecek Epipaleolitik bir yerleşimin, defineci dinamitlerine ve tarımsal gübre küreklerine kurban gitmekten son anda kurtarılması, kültürel miras bilincimizin ne kadar geç uyandığının en net kanıtıdır. Neyse ki bugün vizyon değişiyor. Sadece demir parmaklıklar ardına kilitlenmiş ölü bir sit alanı yaratmak yerine, "Yaşayan Kazı Alanı" modeliyle bilimi ve turizmi birleştiren bu yeni sürdürülebilir turizm projesi, geçmişte yapılan o acımasız tahribatın günahlarını affettirecek en doğru ve en modern adımdır.