
Deyrulzafaran Manastırı, Mardin’in 4 kilometre doğusunda, Mardin Ovası’na hakim bir noktada bulunuyor. Üç katlı yapısıyla dikkat çeken manastırın tarihi 5. yüzyıla kadar uzanıyor.
Ancak burası yalnızca bir manastır değil. Aynı zamanda bir Güneş Tapınağı, bir Roma kalesi ve Süryani dünyasının önemli merkezlerinden biri.
Önce Güneş Tapınağıydı
Manastırın bulunduğu kompleks, MÖ dönemlerde Güneş Tapınağı olarak kullanıldı. Daha sonra Romalılar bölgeyi kale olarak değerlendirdi.
Romalılar çekildikten sonra Aziz Şleymun, bazı azizlerin kemiklerini buraya getirterek kaleyi manastıra dönüştürdü. Bu nedenle yapı uzun süre Mor Şleymun Manastırı adıyla bilindi.
İsmi Nasıl Değişti?
793 yılında Mardin ve Kefertüth Metropoliti Aziz Hananyo’nun kapsamlı restorasyonu sonrası yapı Mor Hananyo Manastırı olarak anıldı.
yüzyıldan itibaren ise çevrede yetişen zafaran (safran) bitkisinden dolayı bugünkü adıyla tanındı: Deyrulzafaran (Safran Manastırı).
Taş İşçiliği ve Mimari Detaylar
Manastır:
Kubbeleri
Kemerli sütunları
Taş nakışları
Ahşap el işlemeleri
ile Mezopotamya mimarisinin en dikkat çekici örneklerinden biri olarak gösteriliyor.
Bölgeye İlk Matbaa Burada Kuruldu
yüzyılda patriklik yapan 4. Petrus, 1874’te İngiltere’den satın aldığı matbaayı 1876’da manastıra getirdi.
Bu matbaada:
Süryanice
Arapça
Osmanlıca
Türkçe
eserler basıldı.
Matbaa 1969 yılına kadar aktif olarak kullanıldı. Basılan yayınlar arasında “Öz Hikmet” adlı aylık dergi de bulunuyordu.
Hâlâ Aktif Bir Dini Merkez
Deyrulzafaran Manastırı bugün de Süryani Kilisesi’nin önemli merkezlerinden biri. Aynı zamanda Mardin Metropoliti’nin ikametgâhı.
Her yıl binlerce yerli ve yabancı turist, manastırı ziyaret ederek hem tarih hem de inanç turizmi deneyimi yaşıyor.
Neden Bu Kadar Önemli?
Çünkü burada:
1500 yıllık kesintisiz dini hayat
Mezopotamya taş mimarisi
Çok katmanlı medeniyet izleri
Osmanlı döneminden kalan matbaa kültürü
bir arada bulunuyor.