Osmanlı'nın Merhamet Mirası: Tarihi Camilerde Kedi Sesleri

İstanbul'daki tarihi cami avluları, Osmanlı'dan miras kalan hayvan sevgisiyle yüzlerce sokak kedisine güvenli bir yuva olmaya devam ediyor.

Haber Giriş Tarihi: 11.05.2026 20:00
Haber Güncellenme Tarihi: 11.05.2026 20:00
https://www.haberxr.com/

Yüzyıllara meydan okuyan mimari yapılarıyla dünyanın dört bir yanından ziyaretçi ağırlayan İstanbul, aynı zamanda sokak hayvanlarına yönelik benzersiz şefkat kültürüyle de dikkat çekiyor. Özellikle tarihi yarımadada yer alan cami avluları, sadece ibadet edenlerin değil, şehri mesken tutan kedilerin de en güvenli limanı konumunda bulunuyor. Osmanlı İmparatorluğu döneminden bugüne kesintisiz olarak aktarılan "Yaratılanı Yaradan’dan ötürü sevme" felsefesi, günümüzde Şehzadebaşı gibi abidevi eserlerin gölgesinde gönüllü vatandaşların çabalarıyla hayat bulmaya devam ediyor. Güneşli günlerde tarihi taşların üzerinde güneşlenen kediler, metropolün karmaşası içinde iç ısıtan manzaralar oluşturuyor.

VAKFİYELERDE HAYVANLARA ÖZEL BÜTÇE AYRILDI

Tarihi yarımadadaki bu benzersiz tablonun tesadüf olmadığını belirten İstanbul Üniversitesi Öğretim Görevlisi Tarihçi Zafer Bilgi, geçmişteki uygulamaların kurumsal yapısına dikkat çekiyor. Hayvan sevgisinin Osmanlı ve Selçuklu medeniyetlerinde köklü bir devlet politikası olduğunu vurgulayan Bilgi, o dönemde inşa edilen devasa külliyelerin sadece insanlara hizmet etmekle kalmadığını ifade ediyor. Sultan Bayezid Camii'nin vakfiyesini örnek gösteren tarihçi, daha yapı inşa edilmeden önce çevrede yaşayacak kedi, köpek ve kuşların rızkının nasıl temin edileceğinin resmi evraklara işlendiğini belirtiyor. Geçmişte cuma günleri yük hayvanlarının dinlendirilmesi zorunluluğu gibi uygulamalar da bu derin merhamet anlayışının toplumsal yaşama nasıl entegre edildiğini açıkça gösteriyor.

KEDİYİ İNCİTMEK İBADETE AYKIRI KABUL EDİLİYOR

İstanbul'un yabancı seyyahlar tarafından da sıkça hayranlıkla anlatılan bu yönünün temelinde çok derin bir inanç yatıyor. Şehri devasa bir ev, sokak hayvanlarını ise o evin daimi misafirleri olarak gören medeniyet tasavvuru, kedilerin cami avlularını mesken tutmasının en büyük nedeni olarak öne çıkıyor. Kedileri veya herhangi bir canlıyı incitmenin yapılan ibadetin ruhuna aykırı kabul edildiği bu inanç sistemi sayesinde Şehzadebaşı, Süleymaniye ve Fatih Camii gibi tarihi mekanlar can dostlar için tam bir sığınağa dönüşmüş durumda.

ARACIN SESİNİ DUYUP KOŞARAK GELİYORLAR

Tarihten süzülüp gelen bu merhamet mirasını günümüzde omuzlayan sayısız gizli kahraman bulunuyor. Şehzadebaşı Camii çevresini kendisine merkez edinen İsa Yüce de bu gönüllülerden yalnızca biri. Küresel salgın döneminde sokakların boşalmasıyla başladığı besleme faaliyetini yıllardır aralıksız sürdüren Yüce, gününün büyük bölümünü bu işe adıyor. Avluda seksen ile yüz civarında kedi bulunduğunu belirten gönüllü hayvansever, can dostların artık kendi aracının motor sesini bile ezberlediğini ve sokağa girdiğinde koşarak etrafını sardıklarını anlatıyor. Sultangazi'den Edirnekapı'ya, Unkapanı'ndan Beyazıt'a kadar geniş bir rotada besleme yapan Yüce, çevredeki diğer hayvanseverlerin de tedavi ve özel mama desteğiyle bu büyük iyilik hareketine ortak olduğunu dile getiriyor.