
Yazın nüfusu 20 kat artan Marmaraereğlisi'nin su krizini çözmek için İSKİ ve TESKİ el sıkıştı. İstanbul'dan ilçeye her gün 5 bin metreküp su akacak.
İstanbul ve Tekirdağ büyükşehir belediyeleri, iklim krizinin ve artan yaz nüfusunun yarattığı altyapı darboğazını aşmak için dev bir iş birliğine imza attı. Özellikle tatil sezonlarında su talebi patlaması yaşayan ve kronik kesintilerle boğuşan Marmaraereğlisi'nin kaderi, iki kentin su idareleri (İSKİ ve TESKİ) arasında kurulan stratejik köprüyle değişiyor. Silivri'den Tekirdağ'a uzanacak olan yeni isale hattı, bölgedeki on binlerce vatandaşın temiz suya kesintisiz ulaşmasını sağlayacak.
İSTANBUL'DAN TEKİRDAĞ'A 5.5 KİLOMETRELİK YENİ HAT
Projenin teknik detayları, iki dev kurumun sahadaki iş bölümünü de net bir şekilde ortaya koyuyor. Silivri'nin Gümüşyaka Mahallesi'nden başlayıp Marmaraereğlisi Sultanköy'deki depolara ulaşacak olan 400 milimetre çapındaki boru hattı, toplam 5,5 kilometre uzunluğunda inşa edilecek. Bu zorlu güzergahın 4 kilometrelik asıl yükünü İSKİ üstlenirken, kalan 1,5 kilometrelik kısmı TESKİ tamamlayacak.
Çalışmalar bittiğinde İstanbul'dan Tekirdağ'a her gün pompalanacak 5 bin metreküplük su, ortalama 50 bin kişinin günlük tüketimini tek başına sırtlayabilecek devasa bir kapasite anlamına geliyor.
Su ihtiyacının yüzde 88'ini tükenme noktasına gelen yeraltı kaynaklarından sağlamak zorunda kalan Tekirdağ için bu hamlenin hayati önemine değinen Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Candan Yüceer, atılan imzanın felsefesini şu sarsıcı sözlerle özetledi:
"Dolayısıyla bugün burada yaptığımız sıradan bir teknik anlaşma değil, burada attığımız imza sadece bir protokol imzası değildir. Bu, vatandaşın en temel hakkı olan suya erişimi güvence altına alma iradesidir."
EDİTÖRÜN NOTU: İşin mutfağına baktığımızda, İstanbul ve Tekirdağ arasındaki bu su transferinin aslında Türkiye'nin gelecekte yaşayacağı "iklim krizi ve kaynak yönetimi" sınavlarının küçük bir fragmanı olduğunu çok net görüyoruz. Trakya havzası yıllardır ağır sanayi ve vahşi tarım sulaması baskısı altında yeraltı sularını adeta tüketme noktasına geldi. Bunun üzerine yaz aylarında sahillere akın eden devasa kalabalıklar eklenince, mevcut yerel altyapının kaldıramayacağı bir şok dalgası ortaya çıkıyor. İki komşu büyükşehirin bürokratik sınırları aşıp kaynakları birleştirmesi, tüm yerel yönetimler için hayati bir emsal teşkil etmeli. Çünkü iklim krizi il sınırı veya siyasi parti tanımıyor; suyunu doğru yönetemeyen, komşusuyla entegre olamayan şehirler, yakın gelecekte maalesef taşıma suyla değirmen döndürmek zorunda kalacak. Bu protokol, sınır ötesi dayanışmanın sadece lüks değil, mecburi bir hayatta kalma stratejisi olduğunu kanıtlıyor.