
Gümüşhane'nin Torul ilçesinde bulunan ve 150 milyon yıllık ana kayasıyla "yeraltı sarayı" olarak nitelendirilen Karaca Mağarası; eşsiz sarkıtları, şifa dağıtan halo terapisi ve büyüleyici oluşumlarıyla Ramazan Bayramı'nda Akçaabat'tan Hollanda'ya kadar uzanan devasa bir ziyaretçi akınına uğradı.
150 MİLYON YILLIK YERALTI SARAYI VE BÜYÜLEYİCİ DAMLATAŞI OLUŞUMLARI
Gümüşhane’nin Torul ilçesine bağlı Cebeli köyünde yer alan ve haklı olarak "Gümüşhane’nin yer altı sarayı" unvanını taşıyan Karaca Mağarası, o muazzam kapılarını Ramazan Bayramı tatili ile birlikte doğa tutkunlarına ardına kadar açtı. Ana kayası tam 150 milyon yıl öncesine dayanan bu devasa tarihi miras; sarkıt, dikit ve damlataşı oluşumlarının o eşsiz yoğunluğu bakımından sadece Türkiye'nin değil, dünyanın en zengin mağaralarından biri olarak kabul ediliyor. İçeriye adım atanları adeta başka bir boyuta taşıyan mağarada yer alan o narin mağara çiçekleri, mağara incileri, devasa traverten havuzları ve mağara gülleri, ziyaretçilerini kelimenin tam anlamıyla büyüleyerek bölge turizminin şahlanmasına eşsiz bir katkı sağlıyor.
SOLUNUM YOLU HASTALIKLARINA "HALO TERAPİ" İLE DOĞAL ŞİFA
Karaca Mağarası'nı sadece görsel bir şölen olmaktan çıkarıp devasa bir sağlık merkezine dönüştüren asıl mucize ise o gizemli atmosferinde saklı. Uzmanlar tarafından solunum yolu hastalıklarının tedavisinde kullanılan en güçlü alternatif yöntemlerden biri olan ve tıp dünyasında "halo terapi" yani tuz terapisi olarak bilinen o eşsiz tedaviye uygun nadir mağaralar arasında yer alan bu yeraltı sarayı, astım hastaları başta olmak üzere şifa arayan binlerce kişiye her yıl olduğu gibi bu yıl da doğal bir nefes oluyor.
AKÇAABAT'TAN HOLLANDA'YA UZANAN ZİYARETÇİ ŞAŞKINLIĞI
Bayram tatilini bu 150 milyon yıllık mucizeyi keşfederek değerlendiren ziyaretçilerden Şeker Yılmaz, "Akçaabat’tan geliyoruz çocuklarıma bayramda doğal güzelliklerimizi göstermek istedim. Biz de onlarla birlikte görüp gezip öğreniyoruz. Memleketimizin çok değeri var biz de fırsat buldukça beraber mağaralar ve milli parkları dolaşıyoruz" diyerek o bilinçli ebeveyn vizyonunu ortaya koyuyor. Yukarıdan gelen sarkıtların alttan su şeklinde büyüyerek ortada birleşmesine hayran kalan Özer Yılmaz ise, "Burayı keşfetmek için geldim. 150 milyon yıllık olduğunu öğrendim çok şaşırdım. Burası astım hastalarına çok iyi geliyormuş" sözleriyle şaşkınlığını dile getiriyor. Antalya'nın o klasik tatil rotasını kırıp Karadeniz'e yönelen Davut Kaya ise, "Misafirim var hep Antalya’ya geliyordu bu sefer bir Karadeniz turu yapmak istedik. Misafirim de Hollanda’dan geldi o da çok şaşırdı bu güzellikler karşısında" diyerek Karaca Mağarası'nın o sarsılmaz uluslararası cazibesini gözler önüne seriyor.
EDİTÖRÜN NOTU: Betonarme otellerin o yapay lüksüne aldanıp tatili sadece deniz ve kumdan ibaret sananlar; 150 milyon yılda doğa tarafından ilmek ilmek işlenen o mağara incilerinin, traverten havuzlarının ve astıma şifa olan halo terapisinin karşısında saygıyla eğilmelidir! Hollanda'dan kalkıp gelen bir turistin o sarsıcı şaşkınlığı, aslında yanı başımızdaki Torul'da yatan o yeraltı sarayının kıymetini ne kadar az bildiğimizin en acı kanıtıdır. Akçaabatlı Şeker Yılmaz'ın çocuklarına AVM'leri değil, milli parkları ve mağaraları gezdirmesi, koca bir nesle aşılanması gereken en asil vatan sevgisidir!