15 Temmuz şehidi babası Ayanoğlu: "Ben bir evlat verdim, 10 bin evlat kazandım"

Haber Giriş Tarihi: 11.07.2026 10:58
Haber Güncellenme Tarihi: 11.07.2026 10:58
https://www.haberxr.com/
15 Temmuz hain darbe girişiminde bir oğlunu şehit, bir oğlunu da gazi veren İhsan Ayanoğlu, "Ben bir evlat verdim, belki 10 bin evlat kazandım. Allah devletimize, milletimize zeval vermesin. Bizim gidecek başka ne bir vatanımız ne sığınacak bir devletimiz var. Buralarda bu topraklarda doğduk, bu topraklarda Rabbim nasip ettiyse ruhumuzu teslim edip ahir aleme göçeceğiz" dedi.
Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) tarafından 15 Temmuz 2016’da gerçekleştirilen hain darbe girişiminin üzerinden tam on yıl geçmesine rağmen o karanlık gecenin izleri akıllarda tazeliğini koruyor. O akşam Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısıyla milli iradesine sahip çıkan Türk Halkı, sokaklara ve meydanlara çıkarak darbeci hainlere karşı milli mücadele vermişti. O karanlık gecenin kahramanlarından şehit Onur Ensar Ayanoğlu ve kardeşi gazi Oğuz Ayanoğlu’nun babası İhsan Ayanoğlu, hain kalkışmada yaşadıklarını İhlas Haber Ajansı’na (İHA) anlattı.

"15 Temmuz gecesi ben bir can bir kan verdim"
O günün mübarek cuma günü olarak çok güzel başladığını belirten Ayanoğlu, "Akşamına, bu olayı yaşadık hep beraber milletçe. Ama gece saat 02.30-03.00’ten sonra olay tamamen tersine döndü. Ben hep geriye dönük düşündüğüm zaman bizim o gece millet olarak farkında olmadan yaptığımız, bir doğru bir iş vardı; halkımızın sokağa çıkmasıyla bu alçaklar geriden takviye mühimmat gelmediğinden mermileri bitti, ondan sonra teslim oldular. Kötü başlayan bir gece yarısından sabaha aydınlığa ulaştırdık hep beraber milletçe, ülkece, ulusça. 15 Temmuz gecesi ben bir can bir kan verdim bu ülkenin bekası için. Bilenlere kanımız da canımız da helal hoş olsun ama bilmeyenlere ne bu dünyada ne ahir alemde zinhar hakkımı helal etmiyorum" dedi.

"Canlı olarak son kez saat 00.00’da Kısıklı’da Cumhurbaşkanımızın konutunun önünde gördüm"
Akşam olaylar başladığında çocuklarını telefonla mahalleye getirdiğini söyleyen Ayanoğlu, "Akşam saat 20.30 gibi bu olaylar başladığında, ben çocuklarımı telefonla mahalleye kadar, telefonla getirdim. Saat 21.30 gibiydi, çocuklar mahalleye geldiler. Ben de evdeydim. saat 23.45’de rahmetli oğlum bana telefon açtı, ‘Baba bizim şarjlarımız bitiyor, bize şarj cihazı getirir misin?’ dedi. Oğlum siz neredesiniz ? dedim. ‘Baba biz Kısıklı’da, Cumhurbaşkanımızın konutunun önündeyiz.’ dedi. Saat tam 23.45’di. Tamam oğlum dedim. Demek ki, biz anlayamadık onu, bizi helalleşmeye çağırıyormuş. Eşim de bana refakat etti, beraber Kısıklı’ya çıktık. Orada şarj cihazını verdim, bana sarıldı, annesine sarıldı. Eniştesiyle teyzesi vardı, onlara da sarıldı. Şarj cihazını aldı, en son canlı olarak saat tam 00.00’da Kısıklı’da Cumhurbaşkanımızın konutunun önünde gördüm. Oradan sonra saat 01.30 gibi köprüde insanları vuruyorlarmış diye bir laf konuşuldu. Bizde köprüye gittik. Hiç tanımadığımız insanlarla köprüye gittiğimizde, tam Beylerbeyi metrobüs durağının çıkışına kadar ilerlediğimde oradan daha ileri gidemedik insan selinden. Oraya vardık, böyle 3-5 dakika "Ne oluyor, ne gidiyor?" anlamaya çalışırken silah sesleri duyduk. Herkes yerlere yattı. Ben inan yatmadım. 150 metreden gelecek bir mermi eğer beni hayatıma, yaşamıma sonlandıracaksa yaşamayayım dedim. O zaman nedendir, gene hala daha cevabını kendime bile veremiyorum" ifadelerini kullandı.

"27 yaşındaki evladımı morgda, 25 yaşındaki evladımı da ameliyathanede buldum"

Ateş açılmaya başlandığında hemen oğlunun aklına geldiğini dile getiren Ayanoğlu, "Aradığımda, ‘Efendim baba’ dedi. Oğlum neredesiniz? dedim. ‘Baba biz gişelerin önündeyiz gişelerin altındayız, kardeşimde yanımda dedi. Oğlum ben insandan gelemiyorum, bari siz geri gelin beraber olalım, olur ya bir şey olur, birbirimize sahip çıkarız dedim. Tamam baba dedi. Tamam dedikten 8 dakika sonra bir kıyamet ateşi başladı ki hepimiz canımızın derdine düştük. Hepimiz asfaltlara yapıştık. Orada asfaltta kaç dakika yattığımı hala daha bilemiyorum 5 dakika desem de yalan, 10 dakika desem de yalan. Böyle bir şuur kaybı yaşadım zannediyorum. Böyle bir silkelendiğimi hatırlıyorum. Kendime geldiğimde bir arabanın bagaj tarafına geçtim de oradan oğluma telefon ettiğimde oğlumun telefonuna başkası baktı. Onur dedim, ‘Amca ben Onur değilim, telefonun sahibi vuruldu. Yere fırlattı telefonu, ben açtım.’ dedi. Ben babasıyım, nerede oğlum dedim. ‘Amca onu polisler hastaneye götürdü ama nereye götürdüklerini bilmiyorum.’ dedi. Telefonu kapattım, küçüğünü aradım. İki defa telefon kapanıncaya kadar çaldı, telefona bakmadı. Ondan sonra arkadaşlarına ulaştım. Amca Onur vurulmuş, Başkent Hastanesi’ne gitmiş, biz oraya gidiyoruz, sen de oraya gel. dediler. Başkent Hastanesi’ne vardığımda saat gece, sabahın 03:00’e çeyrek kalasında, bir oğlumu, 27 yaşındaki evladımı morgda, 25 yaşındaki evladımı da ameliyathanede buldum. Ne yapalım, "Vatan sağ olsun." dedik. O gece bu hainlerin sevinçlerini dünyada bu işin arkasında olan tüm ülkelerin sevinçlerini kursaklarında bıraktığımız için ben bir baba olarak, bir Türk vatandaşı olarak, bir Müslüman olarak ben son derece sevinçliyim" diye konuştu.

"7/24 devletimin ve milletimin emrindeyim. Bir ‘Alo’ denilmesi, bir ‘Sokağa çık’ denilmesi yeterli"
27 yaşındaki evladını kaybetmenin üzüntüsünün tarifini mümkün olmadığını aktaran Ayanoğlu, "Hüzün kadar gururu da var. Bu ülke için şehitlik makamı bizim inancımıza göre Peygamberlikten sonraki en yüce bir makam olduğuna inanmış bir milletiz. Evladımız cennete gitti. Bu ülke için, bu millet için 15 Temmuz gecesi bir can bir kan verdi. Onun için diyorum ki, bu işi bilenlere kanımız da canımız da helal hoş olsun. Bilmeyenlere de ne bu dünyada ne ahir alem de zinhar hakkımı helal etmiyorum. Hainler bitmez, bitmez derken de biz kabuğumuza çekilecek halimiz yok. Benim iki tane evladım var, bir de ben, kendi ailemden üç kişiyiz. 7/24 devletimin ve milletimin emrindeyim. Bir ‘Alo’ denilmesi, bir ‘Sokağa çık’ denilmesi yeterli. Bana bunu çok sordular. Bunlar bir daha yapmak isterler, öyle olur, böyle olur. Ben de o zaman şunu dedim, eğer cesaretleri varsa, mahallinde bedelini ödemeyi gözü alanlar varsa buyursunlar yapsınlar. O gece cebimizde bir tırnak çakısı bile yokken darbeye karşı darbe yaptı bu şerefli millet, bu aziz millet. Bundan sonra öyle darbe yapıyoruz bilmem ne, onlar fasa fiso. Bu saatten sonra öyle mahkeme, karakol, polis yok. Bedelini mahallinde ödemeyi gözü alanlar varsa buyursunlar çıksınlar. Hiç sıkıntı yok, hodri meydan!" şeklinde konuştu.

"Ben bir evlat verdim, belki 10 bin evlat kazandım"
Oğlunun kendi çapında ismini yaşatmaya çalıştığın anlatan Ayanoğlu şunları söyledi:
"Camiye ismi verildi, bizim köyde Kastamonu Cide’de İmam Hatip’te ismi var. Kendi köyümde, limanda ismi var. İzmir Torbalı’da ilkokul ve ortaokulda ismi var. Geçen hatta futbol turnuvasında orada öğrenciler şampiyon olmuşlar, orada lokum dağıttım. İsmi her zaman yaşayacak. Dört tane beş tane okulda ismi var, camide ismi var. Erkek olan ilk torunuma da gene rahmetli oğlumun ismini verdim, Onur Ensar diye, hem normal ismi hem de soy ismi Onur Ensar Ayanoğlu. Vallahi ben bir evlat verdim, belki 10 bin evlat kazandım. Açık yüreklilikle söyleyeyim. Allah devletimize, milletimize zeval vermesin. Bizim gidecek başka ne bir vatanımız ne sığınacak bir devletimiz var. Buralarda bu topraklarda doğduk, bu topraklarda Rabbim nasip ettiyse ruhumuzu teslim edip ahir aleme göçeceğiz, ebedi aleme göçeceğiz. Bunun başka izahı yok. Onun için sizler de, ben de, hepimiz bu ülkeye, bu devlete, bu millete sahip çıkacağız. Başka bunun yolu yöntemi yok."
Öte yandan, şehit Onur Ensar Ayanoğlu’nun ismi Kısıklı’da yaşadıkları evin hemen karşısında yer alan camiye verildi. Darbe girişiminin ardından yenilenen camii 10 Temmuz 2020’de Şehit Onur Ensar Ayanoğlu Camii adıyla yeniden ibadete açıldı.