
Türkiye'de gıda sektörünün en temel sorunlarından biri olan israf ve tarımsal destek yetersizliği, ekonomik dengeleri derinden sarsmaya devam ediyor. Özellikle tüketim alışkanlıklarının değiştiği ve harcamaların yoğunlaştığı dönemlerde, tarladan sofraya uzanan tedarik zincirindeki kayıpların maliyeti çok daha net bir şekilde ortaya çıkıyor. Gıda Perakendecileri Derneği (GPD) Başkanı Alp Önder Özpamukçu'nun paylaştığı son veriler, ülkenin tarım politikaları ve gıda israfı konusunda acil önlemler alması gerektiğini gözler önüne serdi. Paylaşılan resmi veriler, mutfaklardaki yangının sadece etiketlerden değil, arka plandaki israf tablosundan kaynaklandığını doğruluyor.
RAMAZAN AYINDA DEĞİŞEN TÜKETİCİ ALIŞKANLIKLARI
İçinde bulunduğumuz Ramazan ayında gıda alışverişi hacminde doğal bir artış yaşanırken, tüketicilerin harcama reflekslerinde de belirgin değişimler gözlemleniyor. GPD Başkanı Özpamukçu, bu hassas dönemde fiyat istikrarının ve ürün sürekliliğinin vatandaşın gündemini haklı olarak meşgul ettiğini belirtiyor. Rafların dolu kalmasının tüketicideki güven duygusunu pekiştirdiğini vurgulayan Özpamukçu, alışveriş zamanlamasının da farklılaştığına dikkat çekiyor. Artık tüketiciler tek seferde yüklü miktarda gıda stoklamak yerine, daha planlı ve sık aralıklarla alışveriş yapmayı tercih ediyor. Perakende sektörü ise doğru ürünü doğru zamanda tüketiciye ulaştırmak adına hazırlıklarını tamamlamış durumda.
TARIMSAL DESTEK YETERSİZLİĞİ VE GIDA ENFLASYONU
Market raflarındaki fiyatların oluşumunda çok sayıda maliyet kalemi etkili olsa da, sektör temsilcileri sorunun asıl kaynağının tarım politikalarındaki destek eksikliği olduğuna işaret ediyor. Özpamukçu, Türkiye'deki perakende firmalarının sayısının Almanya'dan bile fazla olduğunu, bu rekabetçi yapının fiyatları tüketici lehine dengelemesi gerektiğini ifade ediyor. Ancak tarım ve hayvancılık sektörüne verilmesi gereken yasal destek oranlarına ulaşılamaması, bu rekabet avantajını zayıflatıyor. Kanunen gayrisafi milli hasılanın yüzde 1'inin tarıma ayrılması, yani sektöre 12 milyar dolar destek verilmesi gerekirken, bu rakamın 3 milyar dolar seviyesinde kalması üretimi zorluyor. Fransa ve Yunanistan gibi ülkeler çiftçisine tam yüzde 1 oranında destek sağlarken, Türkiye'de bu oranın binde 25 seviyesinde kalması gıda enflasyonundaki rekorların temel nedeni olarak gösteriliyor.
KİŞİ BAŞI 213 KİLOGRAM KAYIP İLE DÜNYA REKORU
Türkiye'nin gıda enflasyonu kadar can yakan bir diğer problemi ise uluslararası ortalamaların çok üzerinde seyreden ürün kayıpları. Paylaşılan istatistikler, israfın ulaştığı boyutu rakamlarla ortaya koyuyor. Amerika Birleşik Devletleri'nde kişi başına yıllık gıda kaybı 99 kilogram, Avrupa Birliği ortalaması 71 kilogram ve Almanya'da 63 kilogram seviyesinde bulunuyor. Türkiye'de ise bu rakam kişi başına 213 kilograma ulaşarak ciddi bir israf tablosu çiziyor. Üstelik bu kaybın yüzde 40'ı henüz tüketiciye ulaşmadan, doğrudan tarlada yaşanıyor. Su sıkıntısı çeken bir ülke konumunda bulunan Türkiye'nin, iyi tarım uygulamalarından tam anlamıyla faydalanamaması bu israfı daha da körüklüyor.
43 MİLYAR DOLARLIK İSRAF VE CARİ AÇIK UYARISI
Gıda kayıplarının Türkiye ekonomisine çıkardığı yıllık fatura tam 43 milyar dolar seviyesine ulaştı. Avrupa Birliği ülkelerinde ülke başına ortalama 20 milyar dolar olan bu kaybın, Türkiye'de iki katından fazla olması sistemdeki yapısal sorunlara işaret ediyor. Özpamukçu, ülkenin 40 milyar dolarlık cari açık rakamlarıyla ekonomik zorluklar yaşadığını hatırlatarak, sadece gıda israfından kaynaklanan kaybın bu açığı geçmesinin yarattığı mali tabloya vurgu yapıyor. Çiftçiye verilmesi gereken 12 milyar dolarlık desteğin 3 milyar dolarda kısıtlı tutulup, diğer yandan tarladan sofraya uzanan süreçteki eksiklikler yüzünden 43 milyar doların kaybedilmesi, izlenebilir ve sağlam bir tarım altyapısının kurulmasını zorunlu kılıyor.