Dört Mevsim Bereket: Tescilli Köprübaşı Çileği Yüzleri Güldürüyor

Manisa'nın tescilli Köprübaşı çileği, dört mevsim süren aralıksız hasadı ve mart ayında kilosunun 200 liradan alıcı bulmasıyla üreticiye can suyu oldu.

Haber Giriş Tarihi: 12.03.2026 02:02
Haber Güncellenme Tarihi: 12.03.2026 02:02

Tarımın kalbi Manisa'nın en şirin ve küçük ilçesi Köprübaşı'nda, toprağın bereketi sınır tanımıyor. Kışın ayazına, yazın sıcağına meydan okuyan coğrafi işaretli meşhur Köprübaşı çileği, dört mevsim aralıksız süren hasadıyla hem damakları tatlandırıyor hem de ilçe ekonomisini sırtlıyor. Mart ayının serin günlerinde bile tarlaları adeta yakut gibi kırmızıya boyayan bu eşsiz lezzet, kilogramı 200 liradan alıcı bularak aylar boyunca toprağa ter akıtan emektar çiftçinin yüzünü güldürüyor.

TARLAYA GİRİP KENDİ ELLERİYLE TOPLUYORLAR

İlçede yaklaşık 4 bin dekar alana yayılan bu tatlı telaş, hem açık arazilerde hem de örtü altı seralarda büyük bir özveriyle sürdürülüyor. Sabahın erken saatlerinde çiğ düşmüş yaprakların arasından özenle toplanan çilekler, sadece Manisa ile sınırlı kalmayıp çevre illerin de en gözde meyvesi haline geldi. Açık ve kapalı toplam 10 dekarlık alanda üretim yapan Selçuk Kayacan, tescilli ürünün kalitesine güvenen müşterilerin yarattığı o güzel atmosferi ve bereketi tırnak içinde şu sözlerle paylaşıyor:

"Toptancıların ilgisi güzel. Hatta bazı alıcılar tarlaya gelip çileği kendileri topluyor. Yüzümüz gülüyor, cebimiz para görüyor. İlçemizde dört mevsim çilek hasadı yapılabiliyor. Köprübaşı çileği artık markalaşmış bir ürün."

500 ÜRETİCİYLE BÜYÜYEN MARKA YOLCULUĞU

Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından coğrafi işaretle taçlandırılarak kalitesi tescillenen Köprübaşı çileği, bugün yaklaşık 500 üreticinin nasırlı ellerinde devasa bir tarım hareketine dönüşmüş durumda. Kış sezonunda da verimi artırmak ve taleplere yetişmek için tünel sera yatırımlarının hız kesmeden devam ettiği ilçe, Anadolu'nun bereketli topraklarının doğru stratejiyle nasıl bir kalkınma modeline dönüşebileceğinin en canlı ispatı. Tarladan kasaya, oradan da sofralarımıza uzanan bu dört mevsimlik serüven; toprağa inanmanın, alın terinin ve markalaşmanın her zaman en tatlı meyveyi vereceğini bizlere bir kez daha gösteriyor.