
Düzce Üniversitesi Orman Fakültesi bünyesinde yürütülen doktora çalışmasında, Efteni Gölü ve Düzce Havzası’ndaki su ve sedimentlerde ağır metal birikiminin sınır değerlere yaklaştığı ortaya konuldu. Bu bulgu, yalnızca bölgesel bir çevre sorunu değil; Türkiye’nin su güvenliği meselesinin parçası olarak değerlendiriliyor.
Ağır metal neden tehlikeli?
Ağır metaller (kurşun, kadmiyum, cıva gibi) doğada parçalanmaz. Toprakta ve sedimentte birikir. Sulama yoluyla tarım alanlarına taşınabilir ve besin zincirine girerek insan sağlığına ulaşabilir.
Sorun şu: Bu birikim genellikle ani değil, yavaş ilerler. Yani kriz sessizdir.
Türkiye’de tablo ne söylüyor?
Türkiye; deltalar, göller ve sulak alanlar açısından zengin bir ülke.
Manyas Gölü, Kızılırmak Deltası ve Efteni gibi sulak alanlar sadece biyolojik çeşitlilik açısından değil, su filtrasyonu ve ekosistem dengesi açısından da kritik rol oynar.
Ancak sanayi, tarım ilaçları, maden faaliyetleri ve kontrolsüz atıklar bu alanlarda ağır metal yükünü artırabiliyor.
Çözüm: Doğa temelli arıtım mümkün mü?
Düzce’deki çalışmanın dikkat çeken yönü, çözüm önerisinde yatıyor: Fitoremediasyon.
Yani doğal olarak yetişen su ve kıyı bitkilerinin ağır metalleri tutma ve ortamdan uzaklaştırma kapasitesinden yararlanmak.
Bu model:
Kimyasal arıtmaya göre daha düşük maliyetli
Ekosistemle uyumlu
Uzun vadede sürdürülebilir
Ancak burada kritik olan uygulama planı ve düzenli izleme mekanizması.
Su güvenliği artık stratejik konu
Türkiye’de su kaynakları üzerindeki baskı artıyor. İklim değişikliği yağış rejimini değiştiriyor. Nüfus artıyor. Tarım ve sanayi genişliyor.
Bu koşullarda sulak alanların korunması yalnızca çevre meselesi değil; ekonomik ve ulusal güvenlik başlığı haline geliyor.
Eğer ağır metal birikimi kontrol altına alınmazsa, bunun bedeli:
Tarımsal verim kaybı
Arıtma maliyetlerinin artışı
Halk sağlığı riskleri
olabilir.
Editör perspektifi net:
Düzce’deki doktora tezi, yerel bir akademik çalışma değil. Bu, Türkiye’de sulak alan yönetiminin yeniden düşünülmesi gerektiğine dair bir uyarı.