
Anadolu'nun zorlu coğrafyalarında baharın gelişi, sadece doğanın uyanışı değil, aynı zamanda kırsaldaki üreticiler için aylar süren emeğin meyvelerini toplama vaktidir. Muş'un köylerinde bugünlerde tatlı bir telaş yaşanıyor; sürülerde peş peşe başlayan doğumlar, besicilerin yüzünü güldürürken ağılları da yeni hayatların sesiyle dolduruyor. Ancak doğanın o acımasız seleksiyonu bazen en zayıf olanı geride bırakma tehlikesi barındırıyor. İşte tam da bu noktada, Karabey köyünde hayvancılıkla geçimini sağlayan Abuzer Güngör'ün sergilediği merhamet, insan ile doğa arasındaki o kopmaz şefkat bağını bir kez daha gözler önüne seriyor. Sürüsünde erken dünyaya gelen ve annesinden süt emecek mecali dahi olmayan minik bir oğlak, Güngör ailesinin evinin başköşesine, yanan sobanın hemen yanı başına kurulan özel bir alanda adeta bir bebek hassasiyetiyle yaşama döndürülüyor.
SÜRÜDE EZİLMESİN DİYE KURULAN ŞEFKAT ÇEMBERİ
Kırsalda her bir canlının yaşama tutunması, sadece ekonomik bir kazanım değil, aynı zamanda üreticinin vicdani bir sorumluluğudur. Besici Abuzer Güngör'ün, bu zayıf yavruyu dondurucu soğuktan ve ağılın karmaşasından kurtarmak için izlediği süreç, adeta ev yapımı bir yoğun bakım ünitesini andırıyor.
Oğlağın hayata tutunma serüvenindeki o ince detaylar şu şekilde şekilleniyor:
Erken doğuma bağlı olarak fiziksel gelişimini tamamlayamayan yavru, kalabalık sürü içinde ezilme riskine karşı derhal güvenli olan ev ortamına alındı.
Annesini ememediği için giderek güçten düşen oğlağın beslenme ihtiyacı, özel olarak hazırlanan biberonlar ve şırıngalar yardımıyla damla damla sağlanıyor.
Soba arkasında oluşturulan bu sıcak yuva geçici bir tedavi merkezi işlevi görüyor; minik yavru kendi ayakları üzerinde durup güçlendiğinde, yeniden annesinin şefkatli kollarına ve ait olduğu sürüye dahil edilecek.
BEŞ YAŞINDAKİ ELİZ'İN ŞEFKATLİ ELLERİ
Bu merhamet dolu kurtarma operasyonunun ev içindeki en büyük destekçisi ise hiç şüphesiz Abuzer Güngör'ün 5 yaşındaki yeğeni Eliz Serra. Kırsal yaşamın çocuklara aşıladığı o saf hayvan sevgisinin en güzel temsilcisi olan küçük kız, hasta yavruyu adeta kendi kardeşi gibi sahiplenmiş durumda. Ağılda başlaması gereken hayatı evin oturma odasında devam eden bu sevimli misafire elleriyle süt içiren Eliz, onun tüylerini özenle tarayarak iyileşme sürecine masum bir katkı sunuyor. Hasta olduğu için evde bakılan bu oğlağı kendi evcil hayvanı gibi benimseyen küçük kızın çabası, Anadolu insanının içindeki o derin hayvan sevgisinin nesilden nesile nasıl aktarıldığının en sıcak, en umut verici tablosu olarak yürekleri ısıtıyor.