
Başkent Ankara'nın gri betonlarından, egzoz kokusundan ve yorucu temposundan sadece birkaç kilometre uzaklaştığınızda, doğanın kendi ritminde nasıl kusursuz bir döngü kurduğuna şahit olursunuz. Havaların usul usul ısınmaya başladığı bu günlerde, Kızılcahamam ilçesindeki Salın Yaylası tam da böyle sessiz ama görkemli bir uyanışa ev sahipliği yapıyor. Gölet çevresini bir anda sarıya boyayan çiğdemler, bölge için sadece mevsimsel bir geçişi değil; toprağın, ormanın ve o dağlarda nefes alan insanın umudunu da tazeliyor. Havadan çekilen dron görüntülerine yansıyan o eşsiz manzara, betonlaşan hayatlarımızda doğaya ne kadar muhtaç olduğumuzu bize bir kez daha, en estetik haliyle hatırlatıyor.
BEYAZ ÖRTÜNÜN İÇİNDEN FIŞKIRAN HAYAT
Dağların zirvelerinde ve asırlık ağaç diplerinde henüz kışın beyaz izleri tam anlamıyla silinmemişken, soğuk toprağı delip güneşe uzanan sarı çiğdemler bölgeye bambaşka bir canlılık katıyor. Göletin durgun sularıyla birleşen bu renk cümbüşü, fotoğraf tutkunları ve doğaseverler için adeta doğal bir stüdyo haline gelmiş durumda.
Salın Yaylası'ndaki bu doğal döngünün dikkat çeken özellikleri şöyle sıralanıyor:
Şehrin oksijen deposu olan ormanlık alanda, kıştan kalan kar kütleleriyle baharın müjdecisi çiçekler aynı karede buluşuyor.
Yörenin biyolojik saatini belirleyen çiğdemler, genellikle şubat ayının ortalarında veya karların erimeye yüz tuttuğu dönemde açmaya başlıyor.
Doğanın sunduğu bu sarı ve beyaz ağırlıklı görsel şölenin ömrü yaklaşık bir ay sürüyor.
YAYLA SAKİNLERİNDEN ZİYARETÇİLERE HASSASİYET ÇAĞRISI
Elbette bu güzelliği sadece uzaktan izlemek veya fotoğraflamak yetmiyor; onu yaşatmak ve o alana saygı duymak da aynı derecede önemli. Yıllardır bu yaylanın havasını soluyan, doğanın her hücresini tanıyan Salın köyü sakinlerinden Satılmış Aköz'ün, dışarıdan gelen ziyaretçilere yönelik son derece haklı bir uyarısı var. Bölgenin tertemiz havasına ve kirlenmemiş doğasına dikkat çeken Aköz, yaylaya adım atan herkesten çevreyi buldukları gibi temiz bırakmaları konusunda büyük bir hassasiyet beklediklerini aktarıyor.
Köy halkı için baharın gelişi, aynı zamanda kadim bir üretim geleneğinin de başlangıç düdüğü anlamına geliyor. Aköz'ün aktardığı bilgilere göre, nisan ayı geldiğinde kışlaklardan çıkıp hayvanlarıyla birlikte bu bereketli topraklara göç etmeye hazırlanan yöre insanı için Salın Yaylası, sadece hafta sonu gezilecek sıradan bir mesire alanı değil; hayatın ve hayvancılığın tam kalbi. Bu yüzden ormana bırakılan her bir çöp, sadece estetik manzarayı değil, orada nesillerdir süregelen doğal yaşam ve üretim döngüsünü de derinden yaralıyor.