
Karadeniz Bölgesi’nde yapılaşmanın yoğunlaştığı alanların önemli bir kısmının dere yatakları, heyelanlı sahalar, alüvyal ve dolgu zeminler üzerinde yer alması, deprem riskini yeniden gündeme taşıdı. Bölgenin dağlık yapısı, sınırlı yerleşim alanları ve plansız büyüme süreci, güvenli yapılaşma konusundaki endişeleri artırıyor. Uzmanlar, özellikle parsel bazında zemin etütleri yapılmadan inşa edilen yapıların ciddi riskler barındırdığı uyarısında bulunuyor.
Karadeniz’in topoğrafik yapısı nedeniyle yerleşim alanlarının çoğu dar vadiler ve dere yatakları çevresinde şekillenirken, zamanla artan nüfus ve yapı yoğunluğu bu alanları daha kırılgan hale getiriyor. Alüvyal ve dolgu zeminler üzerinde yükselen yapıların, olası bir depremde daha fazla hasar görme ihtimali bulunduğu belirtiliyor. Bu durum, yalnızca depremler değil; sel, taşkın ve heyelan gibi afetler açısından da ciddi tehlikeler barındırıyor.
“Zor bir coğrafyada yaşıyoruz”
Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Jeofizik Mühendisliği Bölümü Sismoloji Ana Bilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Özgenç Akın, Türkiye genelindeki yapı stokunun önemli bir bölümünün yeterli kaliteye sahip olmadığını söyledi. Akın, “Şehrimizde özellikle dere yatakları, heyelanlı, alüvyal ve dolgu alanlar çok fazla. Bu alanlarda dolguya ve dere yatağına uygun yapı yapıldı mı, yapılmadı mı; bunlar çok önemli. Aslında dere yatağına yapı yapılmaz. Zor bir coğrafyada yaşıyoruz ve yerel zemin şartlarını mutlaka dikkate almalıyız” dedi.
Akın, güvenli yapılaşmanın temelinin parsel bazında yapılan jeofizik ölçümler ve jeolojik araştırmalar olduğuna dikkat çekerek, “Elde edilen sonuçlara göre parsel bazına özel yapı yapılması gerekir. Yapı stokumuzun bu anlamda çok başarılı olduğunu söyleyemem. Sadece Trabzon’da değil, tüm Türkiye’de yapı stokumuz maalesef belli bir kalitenin altında” ifadelerini kullandı.
Yönetmelikler var, sorun uygulamada
1999 Marmara Depremi sonrası yapı yönetmeliklerinde önemli düzenlemeler yapıldığını hatırlatan Akın, 2018 Deprem Yönetmeliği ile birlikte teknik anlamda ciddi iyileşmeler sağlandığını vurguladı. Ancak mevcut yapı stokunun büyük bölümünün bu düzenlemelerden önce inşa edildiğine işaret eden Akın, “Deprem yapı stokumuzun yüzde 80-90’ı şu anda maalesef kötü durumda. Artık deprem bölgeleri haritası yaklaşımı terk edildi, parsel bazında deprem tehlikesinin değerlendirildiği bir aşamaya geçtik. Bu nedenle herkes, yapısının bulunduğu parsele özel zemin etütlerini mutlaka dikkate almalı” diye konuştu.
“Depremsiz bir dünya düşünülemez”
Depremle yaşamayı öğrenmenin kaçınılmaz olduğunu belirten Akın, Karadeniz’in depreme çok alışkın bir bölge olarak görülmemesinin yanıltıcı olabileceğini ifade etti. “Deprem, yağmur gibi doğal bir olaydır. Yağmur yağarken nasıl şemsiye alıyorsak, deprem için de önlemlerimizi alırsak sorun yaşamayız. Deprem dünyanın yaşadığını gösterir. Depremsiz bir dünya düşünülemez. Biz Alp-Himalaya kuşağında yer alıyoruz ve depremle yaşamayı öğrenmek zorundayız” dedi.
Uzmanlar, Karadeniz Bölgesi’nde özellikle dere yatakları ve heyelan riski taşıyan alanlarda yapılaşmaya izin verilmemesi, mevcut yapıların ise bilimsel yöntemlerle denetlenmesi gerektiğini vurguluyor.
Editör Notu
Bu haber, Karadeniz’in “deprem riski düşük” algısının ne kadar yanıltıcı olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Sorun yalnızca fay hatları değil; zemin kalitesi, plansız yapılaşma ve denetimsizliktir. Dere yatakları ve alüvyal zeminler üzerinde yükselen her yapı, potansiyel bir afeti büyütme riski taşır. Depremle yaşamayı öğrenmek, yalnızca bireysel değil; kurumsal ve yönetsel bir sorumluluktur. Bilimsel veriler ışığında hareket edilmediği sürece, riskli zeminler üzerindeki yapılaşma gelecekte çok daha ağır bedeller doğurabilir.
Haber Önerisi: Orijinal Çan Korundu, Kadranlar Yenilendi: Zaman Artık Daha Net Akacak